24 Temmuz 2012 Salı

Bu güzel mi? Yanıt veriyorum: Hayır, skimsonik Alman sokakları ve binaları.

Bu da onun kadar güzel işte.(Bu da güzel değil, bizim evin oralar.)

Belli bir noktaya varmayacaksam sıkıntılarım hakkında yazmaktan hoşlanmıyorum bu bloga. Ama hayatımı okul yarıyıllarına göre bölersek, hayatımın en kötü yarıyılını geçirdim.Tam bitmedi hatta daha.

Sonuç olarak, söylemek istediğim şu ki; o kadar da kötü değildi. Amına korum akıllı olsuın hayat. Format atıyorum.





23 Temmuz 2012 Pazartesi

Şu amına kodumun sınavlarını bitirdikten sonra paternlerimi değiştirmeye odaklanacağım. Daha esnek bir insan olacağım. Farklı şeylerle uğraşacağım. Almanca çalışacağım. Kitap okuyacağım, İngilizcemi geliştireceğim. Hayvan gibi spor yapıp hayatımın en fit durumuna geleceğim. Akşam eve geldiğimde kendime vakit ayırabileceğim bir hayat istiyorum, çok şey mi? 11 aydır buradayım, 11 gün geçmiş gibi geliyor sadece. Yaşamın hızını düşürmesi lazım.

Bu arada: KEREM İBNESİ, emekli olunca ne yapacağını planlamaya başlama abi. Seni anlıyorum, ama böyle düşüneceksek zaten her şey bitti yane.

22 Temmuz 2012 Pazar

Tour de France 2012

Önceki yıllara göre sönük geçen Tour de France'ı cool favorileriyle Bradley Wiggins kazandı. Favorilerin eksikliğine(facial hair olan değil de insan olanlar) ve tırmanış etaplarının azlığına rağmen haketti de denebilir. Çok sağlam zamana karşı performansları gösterdi.Wiggins'le ilgili güzel bir yazı: http://tr.eurosport.com/bisiklet/fransa-bisiklet-turu/2012/bradley-wiggins_sto3356730/story.shtml


Sky takımı genel olarak turda çocuğu koydu denebilir. Chris Froome genel klasmanda ikinci olurken, Cavendish bugünkü Champs-Elysees'de iyice uzaklardan başladığı sprinti ile turdaki 3. etap galibiyetini aldı. Çok sağlam çocuk, maaşallah. Sonuç olarak Britanyalı bisikletçiler bu sene tarihinin en başarılı turunu geçirmiş oldu.

Wiggins'in, Sky takımıyla ilgili doping dedikodularına basın toplantısında "Cunts!" şeklindeki çıkışı, kameralara ve Froome dallamasına karşı genel tavrı hoştu.

Voeckler de kırmızı benekli mayoyu aldı, pek sevmiyorum ibneyi, ama tura renk kattı denebilir.

Cadel Evans sıçtı, Frank Schleck'in yasaklı madde kullandığı ortaya çıktı. Üzücü.

2013'te, Tour de France'ın 100. yılında Andy Schleck ve Contador'un dönüşüyle efsane bir tur bekliyorum. Şimdiden heyecanla hopluyorum.

20 Temmuz 2012 Cuma

Cinler Periler

Sınavıma kabaca 12 saat kaldı. Yeterli miktarda çalışmadım, pilim bitti sayılır. Gerilimi iyiden iyiye hissetmeye başladığım şu anlarda bloga yazmanın iyi bir fikir olacağını düşündüm.

Hayaletler, cinler gibi hedelerin varlığının imkansız olduğunu düşünmedim hiçbir zaman. Olmadıklarını tahmin etmekle birlikte, var olmalarını umdum bile. Çünkü tahayyül edemediğimiz şeylerin varlığı, hali hazırdaki anlamsızlığı belirsizliğe çevirebilir. 9 yaşımdayken ufo gibi bir şey gördüm yıldızlara bakarken. Yegane metafizik deneyimim bu. Öcüler yok sanırım, var olsalardı her şey daha az korkunç olurdu.

Evren gerçekten(GERÇEKTEN) dehşet verici büyüklükte bir yer. 600 ışık yılı öteden bizi izleyenler varsa İstanbul'un fethini falan görüyorlar. Ki 600 ışık yılı uzaklık yakın gayet.

Rosenhan deneyinde psikolog eleman 8 kişi seçmiş ve bunların kafalarında pat diye bir ses duyduklarını söyleyerek akıl hastanelerine başvurmalarını istemiş. İsimleri ve meslekleri dışında tüm hayatlarını olduğu gibi anlatmış başvuranlar. 7'si şizofreni 1'i bipolar bozukluk teşhisiyle kliniğe yatırılmış. Klinikte normal davranmalarına ve artık bir ses duymadıklarını söylemelerine rağmen taburcu edilmemişler, ağır ilaçlar kullanmışlar, 2 ay klinikte tutulanlar olmuş. 30 yıl sonra aynı deneyi başka biri yapmış. Bu sefer de hastaların hepsi depresyon teşhisiyle kliniğe yatırılmışlar. Bu deney bence psikiyatri ve psikolojinin yararsızlığını göstermekten ziyade psikiyatristlerin dallamalığını gösteriyor. Genel olarak insanların dallamalığını da gösteriyor hatta. Benim çıkardığım bir diğer sonuç ise normal insanlar ağır ilaçlara maruz kalıyorlarsa, biz de bir takım kimyasallar kullanabiliriz.

Kerem'in bloga yazdığı Limon Pazarı başlıklı yazı blog istatistiklerine bakarsak çok okundu. Kendisine yazdığı için teşekkür ediyorum, daha çok yazsın. Ben de kesinlikle aşk ilişkilerine ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Ama, benim için önemli bir noktayı tekrar vurgulamak gerekirse, her şeyimizi o nokta üzerine kurmamalıyız. Çünkü yeterince sabit bir nokta değil.

Bir de, astrolojiyi sürekli aşağılayan insanlardan rahatsız olduğumu söylemek istiyorum. Özellikle de, aşağılayan kişi dindarsa iyice komik oluyor, ama dindar değilse bile, dinin amına koyıyım diye dolaşmadığına göre astrolojinin amına koyıyım diye de dolaşmamalı.

Bence ama az, ama fazla, hepimiz malız.

Hadi ders çalışıyorum. Eyyorlamam bu kadar.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Kahve guzel sey. Kokusu guzel, tadi guzel, bir fincani bitirdikten sonra verdigi haz ve canlilik guzel. Kahve icelim. Her kahveyi icmeyelim ama. Americano gibi harbi kahveler icelim, icince carpsin soyle.

Bugra hasta oldu, bir turlu iyilesemedi adam.

Bir de klasik muzik calan kafe aciyorum emekli olunca. Net.

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Limon pazari

Merhaba ben Kerem. Bugranin asagidaki yazida siraladigi tum niteliklere sahibim. Arti olarak kitap okuyan guzel kiz fotograflari gordugumda yeniden bloglama, her yemekten sonra tatli isteme, A konusu kafamin icinde evirip cevirip 100A boyutuna getirmek gibi ozelliklerim de var. Her neyse bu blogun konusu ben degilim elbette. Bugra da degil bu blogun konusu. Bence bu blogun konusu zeka seviyemize ve hayat gorusumuze gore hepimizin bazen az bazen sik sordugu sorulari yinelemek, belki bir kac tanesine ucundan cevap vermeye calismak, ve verdigimiz cevaplari belirli bir sure sonra begenmeyip kendi malligimizi tescillemek olabilir. Olmayabilir de tabii.

Bugranin duygusal iliskileri Ekonomi 101 arz-talep cercevesinde ele almasi ilgimi cekti. Peki insanlar arasinda, bilincli ya da bilincsiz, boyle bir dinamik oldugunu kabul edersek sonumuz nereye varir? Ekonomi ders kitaplarindaki gibi bir denge bulabilir miyiz? Bence bulamayiz.

Nedenini iktisatta en sevdigim teorilerden olan ve 2001 yilinda Nobel odulune layik gorulen Market for Lemons teorisiyle aciklamaya calisalim.

Bir suru limon
Teorinin ana fikrine sabit kalarak onu insan iliskilerine uygulamaya calisirsak soyle tanimlamalar yapabiliriz:

  • Varsayalim ki yalnizca iki tip sevgili var: iyi sevgililer (IS) ve kotu sevgililer (KS). Kotu sevgilileri iyice yerin dibine sokmak icin onlara limon diyelim (orjinal makalede limon kalitesiz arabalar icin kullanilan bir benzetme)
  • Diyelim ki dunyamiz materyalistligin dibine sonunda vurmus ve artik her seyin degeri olculebiliyor. Bu durumda varsayalim ki iyi sevgilileri tavlamak icin onlara 10 waffle ismarlamamiz gerekiyor. Limonlari ise 5 waffle'a kapatabiliyoruz. (Waffle burada sadece ben yemeyi cok sevdigim icin kullanilmistir)
  • Biz biliyoruz ki piyasada esit sayida IS ve limon var ve bu sayi herkes tarafindan biliyor (iste bu varsayim gercek hayata hic uymuyor)
  • Ancak gelin gorun ki pazara cikan bir kisi karsisina cikan kisinin iyi sevgili mi yoksa limon mu oldugunu ilk bakista anlayamiyor.
  • Son olarak diyelim ki bu pazardaki herkes kokune kadar yengec burcu ve inanilmaz kirilganlar. Yani boyle deneme-yanilma iliskileri yapamiyorlar. Her iliskiyi kafalarinda buyutup kendinlerine sonsuz azaplar cektiriyorlar.
Bu durumda saf bir sekilde pazara cikan ve kendine sevgili arayan bir insan, pazarda karsisina cikan her aday icin her bir tip sevgilinin sayisina ve degerine bagli olarak bir ortalama deger bicecektir. Bu deger sudur:
Beklenen deger= (IS orani*IS'lerin degeri) + (limonlarin orani*limonlarin degeri) 
                        =0,5*10+0,5*5
                        =7,5 waffle 
Yani pazara yeni dusen bir yengec, karsisina cikan her adaya 7,5 waffle degerinde bir deger bicecektir. Aslinda adil gozuken bir degerlendirme degil mi? Peki her onumuze gelene 7,5 waffle deger bicersek ne olur?


Cevabi maalesef hic olumlu degil sayin okuyucu. Kendi degerinin 10 waffle oldugunu bilen iyi sevgililer, yengec olduklari da goz onunde bulundurulursa asiri alinganlik yapacak, iclerine kapanacak ve kendilerini pazardan cekeceklerdir. :(


Bunun olacagini ongoren diger yengecler ise sadece limonlarin oldugu bu pazara girmekten vazgecip kendi koselerine cekilecek ve Turk Internet altyapisi elverdigince masturbasyon yapmaya devam edeceklerdir. Gordugunuz gibi sirf karsimizdaki insanin ne tur bir sevgili oldugunu bilmedigimizden koskoca bir sevgili pazari coktu ve sonunda kazananlar yalniz ucretli porno siteleri ve birahaneler oldu.


Bu nacizane analizimizi varsayimlarimizin cok ucuk olmasi sebebiyle yerebilirsiniz, begenmeyebilirsiniz. Buyuk olcude hakli da olursunuz bence. Yine de birkac milyon ihtimalde bir de olsa boyle bir dinamik gerceklesebilir ve dunyanin bir kosesinde kalbi kirik yengecler masturbasyon yapmaya mecbur kalabilir. Bu durumu da goz ardi etmeyinin derim. 


Neyse bu kutsal bloga ilk yazimi da bu vesileyle yazmis oldum. Onumuzdeki yazilarimin daha az nerd icerikli, daha cok kufurlu ya da daha cok am-meme fotograflari olacagini garanti edemem ama bir seyi garanti edebilirim: sevismeyi ben de en az sizin kadar seviyorum. hehe


Neyse bence en iyisi hepimiz buna konsantre olalim:


Limonlu turta. Oh mis




6 Temmuz 2012 Cuma

Arz-Talep ve İlişkiler Üzerine

Nasıl ki, aslında çukulata değil mutluluk, araba değil prestij satın alıyorsak ilişkilerde de karşı taraftaki kişiyi değil, mutluluk, güven ve kendini değerli hissetme hislerini almak istiyoruz.

Çukulata bize hiçbir zaman vaadettiği mutluluğu vermiyor. Çünkü çukulata her ne kadar parayla satın alınabilecek mutluluk simgelerinden olsa da nihayetinde tatlı bir besin maddesinden ibaret.  

İlişkilerde de karşı taraf bizim egomuzu tatmin etmemizi sağlayacak bir makine değil, (ne yazık ki) kanlı canlı bir insan. 

Her ne kadar hayatın anlamına vakıf olmamızı sağlayamasa da daha sonra üretilen şu çukulatalar baya güzel ve bunu almayı tercih ediyorum.(Önce arz sonra talep)
İnsanları da "hm en azından şöyle davranıyor şöyle davranmak yerine" ya da memesi daha güzel vs. diye tercih edebiliriz. Fakat asıl aradığımız şeyi bulamayacağız. Sanırım aradığımız şey de sonsuz güven, mutluluk ve huzur. 

Şu açık ki, çukulata, pasta ve insanlar ancak bizi oyalayıp yaramızı kaşımamızı engelliyor. Çok cool bir insan olmadığım için Ekşi Sözlük ve Ekşi Duyuru'yu takip ediyorum. O duyuru sitesinde, onlarca onlarca insanın her gün paylaştığı onlarca "Unutamıyorum", "Özlüyorum", "Şöyle olsun isterdim ama böyle oluyor.", "Çok kötü hissediyorum.", "Mutsuzum", "Hiçbir şey yapmak istemiyorum." vb. temalı yazıyı sapıkça bir keyifle okuyorum. 

Bilmiyorum. Bence beynin çalışma şeklini iyice çözüp, uygun yerleri uygun şekilde uyaracak ilaçlar yapıp sürekli mutlu olabiliriz. Zaten medeniyetimiz antidepresanlar ve uyaranlar üzerine kurulu sanırım. Ay neyse YOLO.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Ünlü ekonomist, düşünür ve iflah olmaz yengeç Kerem Kılıç'ı konuk yazar olarak bloguma ekledim. İlerleyen günlerde İngiltere deneyimi, kariyer, aşk ve ontolojik meseleler ile ilgili yazılar yazacak.

Master yorucu bir modda ilerlemeye devam ediyor. Özellikle, bu yoğunluğun sadece fen bilimleri ve stres yönetimi alanlarında gelişmeme yardımcı olmasından oldukça rahatsızım. Gelecekte kendimi diğer yönlerden de geliştirebileceğim ortamlar bulacağımı umuyorum.

Bildiğiniz üzre öznel akıl kavramının nesnel akıl kavramı üzerinde egemen olması her şeyi değersizleştirdi. In other words, akıl - ve diğer erdemler -  bize maksimum fayda sağlaması, araçlar ve amaçlar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi için kullandığımız bir araçtan ibaret artık. İnanç, erdemler, insanlar ve her şey izafileşti. İnsanlar yaşamlarını hangi değerler üzerine kuracaklarını bilmiyorlar, çoğunlukla arayıştalar. Her şeyin izafi olması kitlelerin kolayca manipüle edilebilmesi sonucunu da doğurdu.

Doğru kavramı relatif olabilir. Ama bu egemen çıkarlarca eğilip bükülebilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. En azından hep beraber, sürdürülebilir bir şekilde yaşayabilmek için bir sistem kurmalıyız.

Laboratuvar staj raporumu yazmaya devam etmem gerekiyor haftalardır yaptığım gibi. Ama bu yazıyı yazmak eğlenceliydi.