31 Mayıs 2009 Pazar

If You're Drinking to Forget Please Pay in Advance

Vay be nasıl da içmişim. Daha yeni kalkabildim ayağa. Van münüt. Bir daha da içki içmem. Sikerim böyle aşkın ızdırabını. Evet.

- Naber Çelik Atatürk nasıl?

ehehehe

Ne ki Bu Şimdi?

Bu kadar güzel gözleri olan biri gördünüz mü hiç?

***

Bir yazı yazma ihtiyacını hissediyorum. Ama yazacak yeni birşeyim yok. Hala...

Nadasa yatırdım kendimi. Yumurtalarını alırım bu nadasın umarım. Nadasa yatmak kolay iş değil, sonuçta yumurtanın üstünde öylece durmak da başlı başına bir irade işi olsa gerek. Nadasa yatmanın anlamını endişe verici bir şekilde karıştırdığıma dair ciddi şüphelerim var.

***

Tutunamayanlar'ı okuyorum bu ara. Ve Selim karakterini sanki benim için yazmış Oğuz Atay...klşadlşjsakjda şaka.

***

Msn'de İletisinin yanına mütemadiyen 'Yok', 'Lütfen rahatsız etmeyin' tarzı şeyler yazan insanlar var ya. Onlar, şüphesiz ki tüm ilişkinizi kesmeniz gereken insanlardır.

***

Yılmaz Özdil oldum. Din ne acayip di mi? Bir de Ted Mosby. O kıl herif nasıl o dizinin baş karakteri olmuş?

***

İnsanın kendi dertleri hakkında sürekli düşünmesi hoş bir şey değil benje. Başarısız bir şekilde de olsa düşünmeme eylemini gerçekleştirmeye çalışıyorum. Katiyen yansıtmamak lazım düşünsek bilem.

***

Ya ama o değil de, geçen gün şeyi düşündüm. Düşündüğüm şu ki, çevredeki tüm insanlarla, gerçek anlamda, iletişim kurmaya çalışmak çok saçma birşeymiş gerçekten. Neden insanlara istediklerini vermiyoruz ki?

Kimin tipinden neyi isteyip neyi istemediği de anlaşılıyor pekala. Bak işte, şuradaki elemanlar random talk insanları. Onlarla hiçbir derinliği olmayan spor, içki tarzı konularda konuşman lazım. Beklenmedik bir hareket yaparsan, ürkütürsün onları. Beklediklerini ver, oyunu oyna.

İşte oradaki eleman da kız peşinde koşan, onu siktim bunu siktim diyen. Sen ondan daha terbiyesiz ol, diskodan kaldırdığın hayali kızı nasıl evire çevire siktiğini utanmazca anlat ona. Oyunu oyna.

Şuradaki de, dekolteden nefret eden "zekasıyla" ön planda olan feminist hatun. Onun yanında da açık giyinenleri aşağıla, zekasını öv. Oyunu oyna.

Süslenmiş ciks hatunun güzelliğini öv, götüne şamdan sokanın özgür ruhunu. Nükte yapman gereken yerde nükte yap. Zekice bir kelam etmen gereken yerde repliğini oku. Herkes için geçerli neredeyse. Oyunu oyna her şey daha kolay olsun.

***

Bu arada yazdığım bir yazıdan tiksinmem için genellikle ertesi günü beklemem gerekir. Bu yazıdan ikinci okuyuşumda tiksindim ehue. Hava bok gibi burada hala. Yarın çok eğlenceli bir yazı yazacağım.[Yalan]

ReginaSpektorTheKillsMoonspellTiamatKamelotCamelLilyAllen

6. Maç İlk Yarı Sonrası

Ağlayacağım şimdi. 18 sayı fark.Vay be.

Hakem hakem diye inleyen Orlando taraftarları da kıçlarına kına yaksınlar. Orlando'yu iyi "görüyorlar" hakemler bugün.

Böyle savunma olmaz. O Ilgauskas'ın süre bile almaması lazım, hiçbir şey yapamıyor adam. Hadi bakalım, herşey bitmedi!



Maç Sonrası Editi: Pöh.



Ertesi gün editi: Nasıl koydu çocuğu ama Söderling ahah. Sen de artık git kendini parmakla Nadal.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Hadi Lebron Yap Bir Güzellik


İnanıyorum sana Lebron'cum. Hayvanlığına yeteneğine balansına. Seksapelin de var. Mo, Pavlovic, Gibson biraz daha katkı yapabilirse alacaksın bu maçı. Hadi olm ya, şu hayatımda en stabil şey sensin şu an. Yazdır adını finallere. Koçum benim. Öpüyorum gıdından.

19 Mayıs 2009 Salı

Uzun Olsun Ersin, Kalın Olsun Gersin.

Kerem'e ithafen,

Benim de kafam karışık bu aralar. Peh, aslında karışık yanlış kelime, kafam boş.

 "...temelsiz ve yıpratmaya dönük her ağzına geleni söyleme üslubuna da hiç katlanamam." Ben de katlanamıyorum. İnsanların birbirlerine bu kadar yabancılaşması, tartışma amaçlarının fikir teatisi değil de birbirlerini ezerek ego tatmini sağlamak olması, düşünmek yerine hüküm vermeleri çok saçma ve rahatsız edici.  

Ve tüm bunlar üzerimde yıkıcı bir etki yapıyor dönem dönem. Duygusal olarak bir kütükten farkım kalmıyor. İnsanların meseleleri umrumda değil, empati kuramıyorum. Sahip olmaktan çok mutlu olduğum, "Hepimiz aslında biriz, birbirimize benziyoruz, kardeşiz." bilincimi yitiriyorum. Toprağa bu kadar yabancılaşmış olmamız dehşete düşürüyor beni. 

Memleket meselelerine de ilgimi yitiriyorum tamamen. Türkan Saylan ölmüş. İki farklı kutubun iğrenç sataşmalarını okuyorum. Umrumda değil gerçekten, hiçbir şey hissetmiyorum. Aklıma bir düşünce gelmiyor. Abdullah Gül'e yargılanma yolu mu açılmış, bir şey olmuş. Zerre umrumda değil. Şenlikte PKK yazılmış mumlarla. Iı, hayır hiçbir şey yine. 

Dedim ya, ben de yabancılaşıyorum.

Savunacak bir şeyim olmadığından değil. Çok şey var savunmak istediğim. Lakin, muhataplarımın karşı argümanlarının ne kadar niteliksiz olacağını bu kadar açık seçik görünce, zaman zaman bu saçma sapan odunluk dönemlerine giriyorum işte.

Hiçbir şeyi umursamayan insan üslubu takınıyorum bir şey yazacaksam da. Zırh olsun diye.

Umarım kısa sürede çıkarım bu dönemden. Gazeteodtülü'de kızın yazısının altına "Hatun güzelmiş, selam ederim." diye yorum yazdım. Gurur duydum kendimle :)

Müziğe ilgim kaybolmuyor en azından hiç. Roxy Music şahane birşeymiş. Ne kadar çok bilmediğim grup var lan. 

En iyi ihtimalle, önümüzdeki birkaç yıl pek görüşemeyeceğiz sanırım Kerem. Seni seviyorum ve umarım ileride iyi şeyler olur. 

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Top 5 Torunu Olunası Dedeler

5 Numero - Hakkı Devrim

Bu beye özel bir sempatim yok. Herkesin dedesi çağrışım yaratıyor. Benim de aklıma 5 numaraya koyacak dede gelmedi.
+ Radikal'de dallamanın önde gideni olarak tanımlamayacağım nadir yazarlardan.

4 Numero - Belgarath

Gandalf'ı mı koyayım dedim. Sonra Gandalf'ın fazla artist olduğuna karar verdim. Belgarath işte.
+ Bir kere formda bir adam. Güreşiriz falan yeri geldiğinde.
+ Büyü ile istediği şeyi yapabilmesinin pozitif bir özellik olduğunu söyleyebiliriz.
+ Kafa eleman. 
- Fazla enerjik olabilir bir dede için.

3 Numero - Bruce Dickinson



Adam daha 51 yaşında. Ama listeye koymak istedim. Top 5 Amcalar yapmayı düşünmüyorum çünkü ehe.
+ Dedem bu adam olsa sürekli pikniğe giderdik bence. Mangalı de hep Bruce yakardı. Natural born piknikçi. 
+ Grupla da bağımız olurdu. Hepsi özünde iyi çocuklar.
- Kendisinin sebepsizce oradan oraya koşma gibi bir özelliği var. Gerçi ne kadar negatif bu, bilemiyorum.

2 Numero - Hikmet Çetinkaya

Dedesi Hikmet Çetinkaya olan birinin sırtı yere gelebilir mi?
+ Karizmanın kralı bir kere.
+ Bir duygu adamı aynı zamanda. Naif bir kalbi olan duyarlı bir insan.
+ Sağlam rakı içiyordur. 

1 Numero - Ronnie James Dio

1 numara Dio'dan başka kim olabilirdi ki? Dedesinin Dio olmasını istemeyecek biri yoktur.
+ Dünyanın en alçakgönüllü, mütevazi insanlarından.
+ İlahi bir sese sahip olduğunu kabul etmeyen olmayacaktır. Voice of Metal.
+ Mütevazi olduğu kadar da ayarmatör bir pörsınaliti. Eğlenceli bir şahıs.
- Deli gibi medieval bir insan, evde kılıçlar falan var bir sürü, dungeon var. Eğlenceli ama :)



14 Mayıs 2009 Perşembe

Organize Your Life Around Your Dreams - and Watch Them Come True ya da Hoca Bana Sıfır Verme Lan Allahsız

Ölüyorum lan hastalıktan. Ne pis ülkeymiş bu Almanya. Bitirdi beni. Hiç halim yok ühühü.

Sktir, ampul patladı, ben iyisi mi gidip ampul alayım.

...

Üniversitede geçirdiğim yıllar boyunca giderek daha çok ayırdına vardığım bir özelliğimden bahsetmek isterim. Bu özelliği "5 failures in a row" diye isimlendiriyorum.

Şöyle ki, dönem ilk başladığında şahane bir insanım. Derslere gidiyorum[bir kısmına en azından, 8:40'ta başlıyor dersler]. Anlıyorum anlatılanları. Sorumluluklarımı yerine getiriyorum falan fişmekan. Sabah 7'de bile kalktığım oluyor.

İlk vizeye kadar herşey toz pembe. İlk vizeden de ekseriyetle sınıfın yüksek notlarından birini alıyorum. Sonra.. Sonra ise noluyor biliyor musunuz? Sonra, Polis filmindeki bir Haluk Bilginer gibi oluyorum, Fall of Max Payne oluyorum.

Derslere uyanamamaya başlamak ilk semptom. Şöyle anlatayım. 8:40 dersi için 7:00 bilemedin 7:10'da uyanmam lazım, tamam mı bebeğim? Peki, uyandığımda saatin 7:40 olduğunu gören ben ne yapıyorum? Götümü döne döne uyumaya devam ediyorum.[Ha, tabi gözlerimi kapatmadan önce bir tüh veyahut hasiktir kelimesi ağzımdan çıkmıyor değil, yiğidin hakkını yiğide vereyim.]

Bu küçük addedilebilecek örneği uzattığımı düşünmüyorsunuzdur umarım. Zira, hakikat odur ki bu örnek katiyen küçük değil! Bu örnek çığ altında kalmama sebep olan küçük kartopu adeta! Bu kartopu yuvarlanmaya başladığı vakit olay örgüsünün içinde kendimi kaybediyorum.

Dersi kaçırdıktan sonraki zaman zarfında 12'ye 1'e kadar uyuyorum.

Ve Gani Müjde'nin üzerine esprilerde bulunduğu kader neden-sonuç ilişkisinin kırılmaz zincirleriyle örüyor ağlarını.

Bir gün bir uyandığımda farkediyorum ki gece 4'te yatıp gündüz 1'de kalkan biriyim yine. Ders çalışan biri hiçbir zaman olmamışımdır bilgisini de araya sıkıştırmak isterim.
Çöküş hızlı oluyor. İkinci vize delilercesine patlıyor. 13:30'daki dersime zar zor uyandığım oluyor. Gerçi, ikinci vize delicesine patlayınca, insanın götü üç buçuk atıp finale kasar ya.. Ben yapmıyorum onu, ehehe. Düşüş trendinin ivmesi sabit kalıyor.

Nasıl tabular yıkmadım ki bu yolda? Örneğin birinci sınıfta, sabahladığım gecenin sabahında, evden çıkmama bir saat kalmışken biraz kestiriyordum. İlginçtir, uyanıyordum da. Şimdi ise fosur fosur uyuyorum. Son yarım saatine, son 20 dakikasına yetişebildiğim sınavlar oldu.[Ki sınavlar en aşağı iki buçuk saat falan oluyor.] Geçen dönem yeni bir eşiği daha aşmayı başardım ve sınavın tümünü kaçırdım.

Derslerde devam zorunluluğu olsaydı farklı olacağını düşünürdünüz değil mi? Iı, ben düşünürdüm en azından. Ama devam zorunluluğu olan, üzerine AA alacağım garanti olan tek ders olan İngilizce derslerinin, daha ikinci sınıfta almam gerekenini bile geçemedim derslere gitmediğim için.

"Okulu düzgün notlarla bitirmem gerekiyor lan, istediğim işi nasıl yapacağım sonra?" düşünceleriyle götüm atmıyor mu? Atıyor tabi. Eşşeğim ama işte. Otokontrol yoksunluğu demiştim ya.

Herneyse, bu dönem ise 5 failures in a row trendine daha da erken kapıldım. Devamsızlıklarımı falan doldurdum :) Kara Kule'yi arayan Roland gibi hissediyorum kendimi. Kıracağım ama bu sefer zinciri hayırlısıyla. Roland sebat ederse kuleye ulaşacak, biliyorum. NA almayayım ben de.



Not: 5 failures in a row terimi takdir edersiniz ki, sınav haftasında sınavların ard arda gelmesi olgusundan esin buldu. Top 5 yapmaya karar verdim bir sürü bu arada, önce top 5 evlenilesi kadınlar, sonra top 5 torunu olunası dedeler yapmak niyetindeyim. Megadeth Top 5 sonra da..

12 Mayıs 2009 Salı

Erkeğin erkeklik görevini yerine getirememesi ne derece önemlidir? Lily Allen'dan geliyor. Çok tatlı hatun bu. Ben de iyisi mi uyuyayım.
video

Hehe


Dumb as fuck demişken, bu tanıma uyan bir oyuncu varsa enbiey'de o da şüphesiz Amare'dir. Steve'im ceylanım nasıl da sırıtıyor ahaha.

10 Mayıs 2009 Pazar

Look Like a Woman, Talk Like a Man, Sing Like a Motherfucker!

Başlıktan da görüleceği üzre glam alemlerine daldım çılgıncasına.



Twisted Sister'ı bilirdim örneğin; ama hiç albümünü indirmemiştim. İndirdim. Dee Snider ne tatlı insandır. Gore ailesini ve PMRC'yi nasıl da göt etmiştir. Kesinlikle tüm zamanların en iyi frontman'lerinden biri.

Ratt, Warrant, Skid Row dinledim. Yorum yapmaya değer acayiplikte bir fark yaratmış değillerse de güzel müzik yapmakta imiş grupların üçü de.

Glam metal ya da glam rock belki en sofistike müzik türü değil, ama ben oldukça seviyorum. Kafa yormuyor, şablonu belli. Şöyle ki,

- Sağlam riff bul.
- Deneyselliğin bokunu çıkarma.
- Bridge-chorus kısımları falan belli.
- Adam akıllı solo at fazla uzatmadan. Garip garip sesler çıkarma soloda Kirk Hammet gibi.[Ehe aslında Tom Morello falan yazmam lazım sanırım, ama elim gitmiyor, Kirk'ün saçma sapan wah-wah'larından ötrü onu yazdım]
- Maksimum 4-5 dakikada bitir şarkıyı.

Bak, ne kadar güzel oldu. Seviyorum glam metal glam rock'ı. Arda ile kurmak istediğimiz grubun da türü Glam öğeli progresif Megadeth euhueh. Önce gitar çalabilmemiz gerekiyor tabi. Davulcumuz da Amerika'ya gidiyor bu sene. Adam profesör olmuşken davulculuk yapmaz heralde. [Biz yaparız Kerem eheh.]

Glam cephesinden şimdilik bu kadar. Efenim, Alman müziğini öğrenmeliyim deyi çerçöp ne kadar Alman müziği varsa dinliyorum :) Şimdiye kadar dinlediğim Almanca vokalli gruplar arasında en beğendiğim Wir sind Helden oldu. Ben pop rock diye tanımlamıştım dinlediğimde, ama Arda'nın da uyardığı üzere gitar riffleri rock'tan ziyade biraz daha funky. Oldukça eğlenceli bir grup, Almanca'nın inanılmaz lirik, kibar bir dil olduğu yanılgısına düşüyorsunuz grubu dinleyince :) "Gekommen um zu Bleiben" ile "Gib mir nur ein Wort" isimli şarkılarını önerip bu bahsi de kapatayım.

Nekropsi diye bir grup varmış lan! Hem de 92'den beri varlarmış. Bugüne kadar keşfedememiş olmama üzüldüm gerçekten de. Bildiğin uçuruyorlar süper kaliteli müzik ile.[Ne dedim ben=)] Demoları post-metal gibi. Mi Kubbesi isimli albümleri ise masterpiece. Boğucu değil ama karanlık, sert ama distortion yok. Saykodelik rock falan demişler türüne, lakin bildiğimiz post-rock bu. Son albümleri Sayı 2 ise biraz daha elektronik, trip-hop'a kaymış gibi, ama değil. Onu çok fazla dinleyemedim henüz, ama kulağa iyi geliyordu oldukça o da.

O değil de pek Almancaları yok sanırım ama Nekropsi grubu elemanlarının. Almanca şarkı yapmışlar, Die neue Papa deyi[ki şukela şarkı], ama benim bile yapmayacağım bir Almanca hatası ile artikelleri karıştırmışlar ehe.

Dinar Bandosu'nu da bilmiyordum örneğin. Onu da henüz sağlıklı yorum yapacak kadar dinleyemedim. İlk izlenimim oldukça iyi ama.

Bu arada afedersiniz, bu Friedemann dallamasından 50 gb müzik aldım. 49'u çöp. Bu kadar sikindirik bir müzik zevki olan adam az gördüm. Indie de indie!.. Ne indieymiş anasını satıyım. Allah'ı Arctic Monkeys, The Killers'mış desem yeridir. Dandik dandik slow rnb'leri falan var bir de. Cık cık.

Indie'ye anlamsızca bir düşmanlığım olduğunun farkındayım, ama çevremdekilerin bu kadar çok dinlemesi battı sanırım. Yoksa bir alıp veremediğim yok, öyle konuşuyorum:)

Son olarak yakın zamanda keşfettiğim şahane müzik türünden bahsetmek isterim. Krautrock Almanların yaptığı bir rock türü imiş 60'lar ile 70'lerde.[Kraut argoda Alman anlamına geliyormuş zaten.] Progresif rock, ama biraz daha psychadelic.[Öyle de über bir karışım efenim evet] Baslar biraz daha baskın olabiliyor bazı şarkılarda bir de. Can, Grobschnitt, Amon Düül II, The Shiver; bunlar güzel gruplar hep.

Şu an ise Zeki Müren dinliyorum ehe. Hiç de;

"Metalimizi dinleriz
Yeri gelince Zeki Müren'i de dinleriz
Biz racon biliriz
Küpemiz var ibne diğiliz. "

adamlarından değilimdir halbüsü. "Bırakın bu ikiyüzlü tavırları" derim onlara, "tabi ki ibnesiniz." :)

Diğer bir müzik yazımda ise birtakım stereotip metalcilerden ne kadar nefret ettiğimi anlatacağım.[Coz they're dumb as fuck;)] Hatta şöyle bir profil yazısını not almışım:

"I'm pretty much just a BADASS. I smoke, drink, and like to hook up. I dont do relationships. I listen to HARDCORE, DEATHCORE, and GRINDCORE. Notice how i didnt say EMO.
DONT fuck with me or any of my friends or Ill fuck u up. I dont take shit from anyone."
Ehue, eminim daha eğlencelilerini de bulurum küçük bir araştırma ile.


Umarım yazarım, emin değilim. Esen kalın.

8 Mayıs 2009 Cuma

Best Video Ever

Bugün inanılmaz keyifsizdim, öyle böyle değil ama. Şu video beni inanılmaz mutlu bir insan yaptı yeniden. Bu kadar geç keşfettiğime inanılmaz üzgünüm. Çünkü inanılmaz bir video. Şarkı da inanılmaz.[Cidden sevdim, alaycı olmaya çalışmıyorum =)] Klipteki inanılmaz kareografiyi bir saat boyunca ayna karşısına geçip takip etmeye çalıştım. Şaka yapmıyorum. Bacakları omuz genişliğinde açtıktan sonra sağ ele havada daireler çizdirirken, sol eli öne doğru sallayıp, başı da kolların ritmine uydurma hareketi hayatımda gördüğüm en inanılmaz derecede progresif dans hareketi. Tabi bunu yaparken gülümsemek, inanılmaz mutlu ve rahat görünmek dansın birincil koşulu. Dans pistinde de deneyeceğim bunu. İnsanlar da yapsa benimle beraber hatta, inanılmaz bir ambiyans olsa.

video

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Atatürk'le İlgili Oldukça Uzun Görüşlerim

Tarih kitabı gibi yazdım. İstemeden oldu, kusura bakmayın. Ben olsam okumam bu kadar uzun yazıyı, ama bu kadar yazdıktan sonra da, “o kadar yazdım” düşüncesiyle yazıyı bloga ekliyorum. Bir not daha belirtmek gerekirse evet, Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya kitabını okudum bu yazıyı yazmadan önce ve başlıca referansım o oldu. Tek bir referans kaynağına sahip olmak hoş olmasa da içime sinmeyen bir alıntı ya da özümsemiş olmadığım bir düşünceye yer vermedim..

Ülke gündemini çok büyük bir heyecanla takip ediyor değilim. Yine de ilgili kalmaya gayret gösteriyorum. Oldukça fazla şey okudum bu aralar asosyallik durumumunda etkisiyle. Tesadüf müdür bilmiyorum, ama okuduğum şeylerin çoğunluğunun kıyısında köşesinde de olsa Atatürk’ün şahsına veya eserlerine bir tenkit seziyordum.

Aklımda hala var bu sorgulamaların ve eleştirilerin(eleştiri denebilirse) bir çoğu. Neler yok ki?

- Solcu muydu değil miydi?(Halk Partisi solcu muydu sorusu da paket halinde geliyor. Hatta bazı kimseler Halk Partisinin sol bir parti olduğunu akıldan geçirmenin bile ahmaklık olduğunu iddia etmekte.)
- Emperyalist miydi, yoksa anti-emperyalist mi?
- Savaşta önemli bir zaferi olmamış.
- Kürt sorununa bir çözüm üretememiş.
- Mustafa Kemal’in raf ömrü 70 yılmış.
- Eserinde başarısız olmuş.
- Diktatörmüş.

Böyle gider bu liste. Radikal solcusu onu sağcı olmakla suçlar, muhafazakarı komünist olmakla. Gerizekalı 21. Yüzyıl Hümanisti liberal solcular takımı(Başka bir deyişle yükselen değerlerimiz) da diktatörlükle.[Bu arada bu liberal socular için bulunabilecek en güzel benzetmeyi buldum. Onu da sıkıştırıyım araya. Otostopçunun Galaksi Rehberi’nde bir gezegenin halkı bir punduna getirip gezegendeki tüm kuaförleri, insan kaynakları personelini falan fezaya gönderiyorlardı ya bir gemiyle. Bu liberal solcular takımı da o gemiye konan ilk topluluk olurdu bence eheh. Gemidekiler, daha sonra vardıkları gezegende[Dünya] hayatta kalmayı başaramıyorlardı hatta hihi:)] Kaan’ın her tartışmada bahsettiği Paradigma’nın Çöküşü isimli kitabı da 40 sayfa kadar okudum. Bu 40 sayfalık bölümde bana bilmediğim hiçbir şey söylemediği, üzerine bu söylediklerini oldukça düşmanca bir üslupla söylediği için kitabı okumayı bitirmeden bu yazıyı yazmakta bir beis görmüyorum. [“Milli Mücadele Anti-Emperyalist bir hareket değildi.” ya da “Yani 7 düvele karşı zafer kazanmamız palavra!” vs. Tamamını okuduktan sonra o kitabın da bir eleştirisini yapmak isterim.]

Atatürk devrimleri ve politikalarının tam bir başarıya ulaşmış olduğundan bahsetmek pek tabi ki mümkün değil. Ama onun başardığı şeyleri küçümsemek de cahilden ve artniyetliden başkasının yapacağı bir iş değil.

Bu başarıyı anlatabilmek için 1. Dünya Savaşı Türkiye’sindeki manzaradan bahsetmek istiyorum.

Savaş sonrası varolan memleket topraklarının neredeyse yarısı kaybedilmiş, dahası üzerinde de işgal planları yapılmaktaydı. Doğuda büyük bir Ermeni devleti, Batıda ise İstanbul’u da içine alacak şekilde büyük Yunanistan kurulmak isteniyordu. Anadolu’nun %40’ından fazlası yabancı uyruklulardan oluşmaktaydı ve Türk milliyetçileri, vatansız bir millet haline gelmekten korkuyordu. Türk milliyetçiliği de bir avuç insanın savunduğu bir konuydu, pek taraftarı yoktu. Aslına bakılırsa Anadolu Türklüğünün uzun vadede asimile olup yok olması ihtimali bile vardı sanırım. Halide Edip Adıvar, İsmet İnönü gibi isimler bile İngiliz ve Fransızların elinde küçük küçük parçalara bölünmektense, tek parça halinde ABD mandası altına girmek için uğraşmanın en iyi seçenek olduğunu düşünüyorlardı(ki bunun için de ABD’ye onların himayesi altına girmek için yalvarmak gerekmekteydi.) Öte yandan, Tanzimat dönemiyle birlikte batılılaşma hareketi başlamış olsa da şeriat hala tüm gücüyle ayaktaydı. Şeriat kurallarından bağımsız bir anayasa düşünülemiyordu. Kadın sokakta yürüyemez, peçesi tam olarak kapalı olmalı. Hür düşünce diye bir şey yoktu vs. vs. Diye gidiyor, okulda da öğrenmiştik bunları, ki bugünkü İran’ın aşağı yukarı aynısı sanırım. Sarayda kaşık çatala bile dokunamayacak kadar fobiklermiş yav günah olur deyi. Batılılaşma hareketlerinin uygulanmış olduğu İstanbul’da durum böyle iken bu hareketlerin varlığını bile duymamış Anadolu’daki durumu tahmin edersiniz.

Durum böyleyken tamamen sıfırdan bir meclis oluşturulmuştur. Mebusları irticacı Türk milliyetçileri, irticacı Osmanlıcılar, İttihatçiler, sadece irticacılar, nüfuz peşinde koşanlardan oluşmaktadır. Büyük çoğunluğunun ortak noktası Mustafa Kemal’in birinci adam olmasını istememeleridir. Yine de Mustafa Kemal, Anafartalar Kahramanından mahrum kalma lüksüne sahip olmayan mecliste birinci adam olmayı bilmiştir.

Paradigmanın Çöküşü’nden bir alıntı: “…Türk-Yunan savaşı abartıldığı kadar önemli bir savaş değildi.” Her ne kadar Fikret Bey Türklerin kazandığı muharebelerin sebebinin İngilizlerin Yunanlara yaptığı yardımı geri çekmesi olduğunu iddia etse de, benim bildiğim kadarıyla İngilizler son ana kadar Yunanlara mühimmat ve para yardımı yapmışlardır. Beyefendi Türk-Yunan savaşının neden önemli olmadığını düşünüyor anlamadım. Bu savaş kazanılmamış olsaydı bugünkü sınırlarımız ihtimalle Eskişehir veya Ankara’dan başlıyor olacaktı. Burada Mustafa Kemal’in büyük savaş kazanmamış olduğu iddialarının da yanıtı vardır. Gerek Sakarya, gerekse Büyük Taarruz’da düşman kuvvetleri teçhizat ve sayı bakımından üstün konumdadır. Büyük savaş başka daha nasıl bir anlamda olabilir ki? 300 Spartalı falan gibi bir şey mi? Çanakkale Savaşı var o zaman.

“Solcu değildi, hiç alakası yoktu.” babında yazılar okumuştum.

Bu önermenin geçerliliği solculuktan ne anlaşıldığına bağlı. Solculuk, komünizm, sosyalizm ise, hayır, Atatürk solcu değildi. Ama solculuk, düzendeki değişim hareketleri anlamına geliyorsa, Mustafa Kemal, o dönemdeki en azılı solcunun bile tasavvur edemeyeceği kadar vizyonu geniş bir solcudur.

Atatürk ülkedeki gericilik meselesi çözülmeden refah sahibi milletlerin seviyesine ulaşmayacağımızı ve bunun için batılılaşma hareketleri yapılması gerektiğini düşünüyordu.

Bunun için de, mecliste oldukça az sayıda kişi dışında hiç kimse tarafından desteklenmeyen devrimleri doğru zamanı seçerek yapmayı başardı.[cumhuriyetin ilanı, halifelik, saltanat, medeni kanun vs.]

Mustafa Kemal’in batılılaşma düşüncesinde şu önemlidir: Bu garpçılık anlayışında batı taklitçiliği ya da özentiliği yoktu. Batılılık, kendi vatanımıza batı medeniyetlerinin kendi ülkelerine verdiği kadar değer vermek, ülkemizin batı ülkeleriyle eşit statüde olduğunu onlara kabul ettirmek, ilim ve aklın yolunda gitmekti. Milliyetçiliği ırkçı değildi. Türk milliyetçisi değil, Türkiye milliyetçisiydi.

Tüm bu keskin değişikliğin tek sebebi odur. Yapılanlara, meclis, halk; ilerici, gerici neredeyse tüm aydınlar karşıdır. Şöyle bir enstantane var hatta: “İlk yapılan işlerden biri, İstanbul tramvayları ile vapurlarındaki perdelerin kaldırılması olmuştur. Gariptir, o sırada pek aydın ve ileri bir İstanbul hanımı ile, Halide Edip'le (Adıvar) konuşuyordum. Hanım, Ankara aleyhindeki cepheye katılmıştı: Bana: - Hem efendim bizim peçelerimize, perdelerimize ne karışıyorsunuz? demişti.” Aydınlarımızın günümüzdeki durumu da o kadar farklı sayılmaz değil mi?

Türkçe ezan reformunu yapmıştır. Ömrü yetse Türkçe ibadet reformunu da yapacaktı. Bir de bazıları diyor, efenim kişiler önemli değildir, neden-sonuç döngüsü olayların öyle işlemesi durumunu gerektirdiyse olaylar öyle işler. Bu reformlar düşünürken, onun yerinde başka biri olmuş olsaydı olacak olanları düşünelim o zaman. Şüphesiz ki meclisteki ideolojilerin bir ortalamasına sahip bir kişi bu reformların hiçbirini yapmayacak, anayasa şeriat kanunlarına tabi olacak, üzerine bu şahıs mecliste büyük desteğe sahip olacaktı. O değil de herhangi biri reisicumhur olsaydı, şu anki durumumuzu hayal edecek konumda bile olmazdık bana kalırsa. Türkiye eninde sonunda batılılaşma yolunda ilerleyecekti, orası doğru. Ama “Ne durumda olacaktı, ne hızla olacaktı, sanayileşme durumu ne olacaktı?” gibi birçok sorunun cevabı şimdikinden çok daha olumsuz olacağı aşikar. Kaldı ki madem tarihin böyle ilerlemesi kaçınılmazdı, o zaman neden hala bir rejim savaşının ortasında Türkiye?

Şimdi de şu “Milli Mücadele anti-emperyalist bir hareket değildir.” hedesine geleyim. Mesele yine bir algı farkından ibaret.[Benim için en azından] Evet, yeni kurulan cumhuriyetimizin emperyalizm kavramına karşı hususi bir meselesi olmamıştır. Lakin, emperyalizmin nesnesi olmayı reddetmiştir. Batılı devletlerin elindeki bilimum girişimi millileştirmiş, sermayeyi Türkleştirmiştir. Bana kalırsa, yapılmış olanlar emperyalizmin öznesi olamayacak kuvvette bir ülke için pekala da anti-emperyalizmden başka bir şey ifade etmiyor. Ayrıca hangi ülke emperyalist değil ki birader ya di mi?

Diktatördü lafına ise ya ne olacağıdı tarrağım diye yanıt vermek isterim. Ay, İstiklal mahkemelerinde bilmem ne kadar insan ölmüş diye bir argüman ancak 21. yüzyıl hümanisti diye tanımladığım insanların aptalca zihniyeti olabilir. Mustafa Kemal’in idaresi dikte şeklinde olmuş olsa da, her hareketi demokratik, özgürlükçü bir batılı topluma ulaşmak adına olmuştur.

Atatürk’ün zayıf yönleri de vardı tabi. Zira insan kendisi.

Hım, örneğin ticaret, çiftçilik gibi işlerden zerre anlamazmış. Yaptırdığı çiftliğinde her şey kurumuş solmuş mu ne, birşeyler olmuş. Henüz subayken, artırdığı azıcık paraya dolandırıcılara kaptırmış.

Ondan sonra, hususi yaşamında özellikle kadınlara karşı çok da batılı anlayışında sayılmazmış efenim.

Davasında yanında olduğundan emin olduğu arkadaşlarına birçok konuda taviz verirmiş.[Menfaat meseleleriyle alakalı olarak sanırım]

Kürt sorunu için tatmin edici bir çözüm bulamamıştır, evet. Kürt azınlığının varlığı Türk-ulus devleti projesinde bir arıza.

Son olarak, cumhuriyetin bekçisi olacak nesiller yeterince çoklukla yetiştirilememiş, devrimler halk arasında tam manasıyla sindirilememiş. Atatürk Cumhuriyetinin en büyük başarısızlığı da bu sayılabilir bence.

Tabi kendisi, bir ideolojiye sahip olmamak, iktisat, şehircilik gibi konularda hiçbir şey bilmemekle de suçlanabilir. Suçlanıyor da. Bu suçlamaların sebebi kendisinin insanüstü bir varlık, bir simge olarak Hz. Muhammed’in yanına koyulmuş olması olsa gerek. Bu da gerçekleşmesi beklenecek bir dinamik sanırım.

İnsan olan Atatürk zaafları ve güçleriyle, içinde bulunmuş olduğu şartlarla tamamen anlatılsa şu an sevildiğinden çok daha fazla sevileceği, ne kadar büyük ve sıradışı biri olduğunun daha iyi idrak edileceği şüphe götürmez.

Aydınlar, basın, meclis, en yakınları bile onun düşüncelerine şu ya da bu sebeple bazen içten içe, bazen aleni olarak her zaman muhalif olmuşlardır. Ama halkın her kesimi(Belki Kürtler dışındadır bilmiyorum) ona her zaman büyük bir sevgiyle yaklaşmıştır. O da sık sık onların arasına karışıp onlarla beraber eğlenmiştir. Mustafa Kemal iyi yaşamayı seven bir insan olmuştur. Günümüz politikacıları gibi büyük kitlelere hitap etmek için düşük iq siyaseti yapmak yerine halkı kendi seviyesine çıkarmaya uğraşmıştır hep. Siyasette de izlenmesi gereken politika bu olabilir sol partiler için gibi sanki. Önce halkın hiçbir kesimine yabancılaşmamayı, onlar tarafından sevilmeyi başarmak. Sonra da inanılan doğrulardan taviz vermeden bunları millete anlatmayı başarmak. En keskin inklaplarında bile halkın desteği Mustafa Kemal’in arkasında olmuştur.(Yobaz ayaklanma vs. Neglected)

İyi yaşamayı severdi dedim de, şu anekdotu da not almışım. Kelimesi kelimesine olmayabilir ama. Paşa İzmir’i Yunanlardan teslim alıyore, sonra bişey oteline[insert çok ünlü otel ismi, unuttum] geliyore. Garsonla aralarında şöyle bir konuşma oluyor.

- Kral Kostantin hiç bu otele gelip de bir kadeh rakı içti mi?
- Hayır paşa efendimiz!
- O zaman ne demeye İzmir’i işgal etmiş?

Bu yazıyı yazma isteğim İnce Memed 4 kitabının arkasındaki yorumlardan biri üzerine kabardı aslında.[Bu arada İnce Memed’in de eleştirisini yazmak isterim bir ara, o kadar da beğenmedim açıkçası.] O da şöyleydi:
“Türk halkının 1950 yılında, çeyrek yüzyıllık bir siyasal iktidarı niçin değiştirdiğini anlamak için bence İnce Memed 4’ü, bu, resmi tarihin dışında yazılmış romanı okumak yeter.”
Fethi Naci, Bir Romancı: Yaşar Kemal


Yazıyı buraya kopye ederken bile sinirlendim. Fethi Naci’nin kim olduğunu bilmiyorum doğrusu. Bu benim cahilliğimdir belki. Ama bu beyefendinin dediklerine cehalet bile diyemiyorum. Şaka gibi ya. Evet, Demokrat Parti gelmiştir ve milleti irtica bahanesiyle masum dindar insanlarımıza zulmeden adı Halk Partisi sanı dinsiz partisi olan ahlaksızlardan kurtarmıştır . Bak, orası doğru işte.

DP, Ağaların köylüler üzerindeki iktidarına son vermiştir di mi? İktidar nüfuzunu maddiyata çevirmek isteyenleri bertaraf etmiş, politikayla ticareti karıştırmamıştır.

Aa, yoksa tam tersi mi olmuştu lan? Hatırlayamadım şimdi. Her neyse..

Hele Atatürk de sağ değilken Halk Partisi’nin irticacılar ve ağalar partisine yenilmesinden başka bir ihtimal söz konusu değildi zaten. Atatürk sağ iken bile irticacıların teşkilatlanmasına olanak verilecek bir seçimde CHP’nin kazanması oldukça şüpheli idi. İlk cumhuriyetin en sağlam vakitlerinde bile, çoğu kişi cumhuriyet rejiminin hayatını Atatürk’ün ömrüyle bir tutuyordu.

Cumhuriyet döneminin en büyük şanssızlıklarından ilki Atatürk vizyonunda, zihniyetinde bir başka kimse bulunmamasıydı. Hatta cumhuriyet kurulmazdan evvel mecliste gerici olsun, ilerici olsun bir miktar entelektüel birikimi olan insan bulmak bile oldukça güçtü.

İkincisi ise kendisinin bir on yıl daha yaşamamış olmasıdır.

Mustafa Kemal tüm yoklukların ve muhalefetin arasında tek başına Kurtuluş Harbini kazanmış, çevresindeki insanların muhalefetleri ya da basiretsizliklerine karşın devrimleri yapmayı başarmıştır. Tam bağımsız bir ulus devlet yaratmayı başarmıştır.[O zamanlar tam bağımsızmış en azından.]
Falih Rıfkı Atay şöyle yazmış: “Onun partisine, tek parti adını verenler yanılmaktadırlar. Halk Partisi en koyu gericilikten en ileri fikre kadar bütün eğilimleri, itiraz edilemez bir prensipler disiplini içinde dizginlemeye çalışan bir karma parti idi. Bu karma-parti içinde bizler yabancı idik ve yadırganırdık.”

O mecliste halkın her kesiminden insan olmasa, tüm meclis tek bir ses olsaydı belki yapılmış olanlardan daha fazlası yapılırdı. Ama o zaman, irticacı ve menfaatçi takımının rejime karşı kini o kadar büyük ve aleni olurdu ki, iktidarı almayı başardıkları ilk anda(ki eninde sonunda olacaktı bu) şimdiki rejimi alttan alta oyma hareketlerinin aksine Cumhuriyet rejimi hiç varolmamışçasına yok edilirdi.

Sanırım günümüz kemalistliğinin en büyük başarısı, kendilerinin Mustafa Kemal’in trademark ideolojisi olduklarına insanları inandırmış olmalarıdır. Kemalizm için Atatürk bir simgeden başka birşey değildir. Kemalizm Atatürk zihniyetiyle uzaktan yakından alakalı olmadığı gibi, bazı yerlerde Atatürkçü düşünceyi kısıtlamıştır bile. O bir ideoloji adamı değil, aksiyon adamıydı. Baskın bir ideolojiye falan sahip değildi, aklın, bilimsel düşüncenin üstünlüğüne inanırdı.[Ki bu inanç günümüzde hiçbir politika odağının sahip olduğu bir şey değil] Ama, tabi ki neden-sonuç ilişkisi farklı yönde işleyemezdi. İrticaya karşı durmak isteyenlerin halkın da takip edebileceği bir simgeye ihtiyacı vardı.

Bugünkü rejim savaşının, Atatürk’e karşı eleştiri, sorgulama hatta hakaret trendinin aslında Mustafa Kemal’in şahsı ile zerre alakası yoktur. Karşıt ideolojiyi yıkmak için onun simgesini yıkmak gerektiğini bilenler bu simgeye saldırmaktadır. Ne yazık ki, kendisiyle alakası olmayan bu savaşta yıpratılan onun şahsı olmakta.

Uzun ve karışık bir yazı oldu sanırım. Ama sırf kendi keyfim için yazdığım ve başkalarının okuması şahsıma o kadar da büyük bir motivasyon kaynağı yaratmadığı için[Okumuşsanız ne mutlu tabi] çok fazla düzeltmeye ya da kısaltmaya kasmayacağım.

Son cümle yine Falih Rıfkı Atay’dan:
“Atatürk ‘bir Nehr-i muazzam gibi cuş etti, fakat çorak yerde akıp gitti.’ “