27 Kasım 2010 Cumartesi

 Bence bu hatun taş, iyi bir elektrik veriyor ehe.

Bu kız da çok şirin ya, sesi de muhteşem, canım benim.

Ya utanarak itiraf ediyorum, ama Ayşe Özyılmazel'in de biraz gideri var.

26 Kasım 2010 Cuma

"Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden "sen" olduğun için vazgeçtim.

Bencil olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.

Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

Frida Kahlo"


Facebook'da kızın biri paylaşmış, tam sorunlu kadın tribi değil mi? Vazgeçmemiş ve de çok bariz.
Merhaba sevgili blog,

Bir yazı yazmak istedim. Birçok fikir gelip geçiyor aklımdan fakat aslında yazmaya değecek kadar net bir fikir kafamda oluşmuş değil. Neyse ki burası benim blogum ve istediğim zaman istediğim her şeyi yapabiliyorum.(sadece lafta)

RTÜK reklamı var bir tane çocuklarda medya okuryazarlığı üzerine, rtük soruyor bilinçsiz çocuklar yanıtlıyor. Şöyle bir şey:
- Televizyonda hangi programları izliyorsun?
- Canım neyi isterse izliyorum.
- Ne zaman televizyon izliyorsun?
- Gece izlemeyi daha çok seviyorum.
- İnterneti ne için kullanıyorsun?
- İnterneti daha çok oyun oynamak için kullanıyorum.

Ben ise interneti daha çok porno için kullanıyorum. Evet, bu kadar yazıyı bunu söylemek için yazdım.

- Alice in Chains vokali Layne Staley 34 yaşında öldü. Cesedini 20 gün sonra bulmuşlar, vücudu çürümeye başladığı için tanınması bir gün almış. Ne kadar üzücü kestiremiyorum. Ama Would çok iyi şarkı, bugün kafamda döndü durdu.

http://fizy.com/#s/1dl9ye
- Hayatımın kalan kısmına yön vereceğim bir dönemdeyim ve bu dönem beni biraz geriyor. Ayrıca eskiden buraya ne güzel rahat rahat yazıyordum, artık yazamıyorum sanırım.

- Gossip Girl rengarenk ve çok eğlenceli bence. Kerem'le hemfikir olduğumuz üzre de Serena insanüstü taş. Kerem bu noktada sana bir ayar verecektim eheh, hatırlat hususi olarak vereyim.
- İnsanlar beni üzüyor.
- Her gece dışarı çıkan insanlar ne yapıyor dışarıda, samimiyetle çok merak ediyorum. Bilmediğim bir şeyler kesinlikle olması lazım.
- Amına koyıyım akşam 9'da üniversiteli kızın barda ne işi var, skerler onu orada.Kimse kimseyi siksin istemiyoruz.
Paul Klee, İçindekilerle Bir Oda Perspektifi

- Of din beni rahatsız ediyor. Ellerim kuruyor ebu leheb gibi.
- Marka yaratma üzerine kitap alıp okuyacağım, sonra marka yaratacağım, akabinde zengin olup buraya hahah fakirler diye postlar yazacağım.
- Oray Eğin'i başarılı buluyorum, Cumhuriyet'in aradığı kan bence, bembeyaz Türk hem :), Bekir Coşkun'dan iyidir.
- Kemal Kılıçdaroğlu çok iyi bir insan bence, çok üstüne gidiyorlar adamcağızın, fıtık ameliyatı olmuş, geçmiş olsun.
- Florence + The Machine'i dinlerken hala heyecanlanıyorum.
- Başbakanımız Erdoğan bazen kendi Türkçesi çerçevesinde diyecez, yoğhum gibi kelimeler kullanıyor. Ertuğrul Sağlam da k harflerini g gibi okuyor. Bunları duyunca entelektüel seviyeleri düşük fakir insanlar gibi geliyorlar bana, halbuki beni kaç kere satın alırlar.
- Kitap yazacağım, Harry Potter'dan çok satacak. Sonra Ali Ağaoğlu gibi reklamlarda oynayacağım.Ali Ağaoğlu da iyi bence.
- Etnik kimliğine, dinine, vatanına, gelecek kuşakların mutluluğuna, ailesine, herhangi bir şeye kendinden daha fazla önem veren kişiler yanlış düşünüyor.

17 Kasım 2010 Çarşamba

3 Kasım 2010 Çarşamba

The Rates of Chemical Reactions

Kafam bozuk. Kitap bile okuyacak vaktim olmuyor. Formsuzum, akademik başarım yetersiz vs. Gossip Girl ortamında yaşamak istiyorum, orada cidden çok eğlenirdim.

Nükleer Başlıklı Kız'a bayıldım, hatunun sesi muhteşem. Loopta.


http://fizy.com/#s/1rahxw

29 Ekim 2010 Cuma

Şimdi tam 2 buçuk saat boyunca duraklamadan Quantum kimya çalışacağım. Sonra da yarınki antremanımı yapıp, kaldığım yerden devam edeceğim.Sonrada Inorganic dersinin amına koyacağım.

- But this is madness.

- THIS IS SPARTA.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Molecules in Motion

Keremcim sana karşı uygunsuzca davrandım, bloglarına falan yorum yazmayı çok istedim; ama kısmet olmadı Kerem. Üzgünüm, bir duble rakıyla yalnız kaldım, usul usul ağlıyorum şu an.

  • O kadar çok başarılı olmak istiyorum ki, hiçbir yere satmaya çalışmayayım kendimi. Bazen de öeh ya üşeniyorum diyorum.
  • Kalın ağaçları uzun ağaçlara her zaman tercih ederim.
  • Dünyanın amına koyayım. Bir türlü kabullenmiyor benim etrafımda döndüğünü. Halbuki ben çok eminim.
  • Peter Jones da çok iyi. Adam bakmış ilkokulda, demiş ki, "Ben bunları almak istiyorum arkadaş.". Baktığı şeyler de casio saat falan :) 200-300 milyon pound servet yapmış eleman sonra da.
  • Hiç vaktim yok, çok yoruluyorum :(
  • Emel Sayın'ın halka öğüdü: "Elimize geçen fırsatları değerlendirmeliyiz."
  • HAK EDENİ HAYATIMA SOKARIM, HAK ETMEYENİN HAYATINA SOKARIM.
  • "İlaçgöndermeye karar vermiştik Afrika'ya; ancak hepsinin üzerinde 'tok karnına' yazıyordu."
  • Ya çok affedersiniz, ama Yvonne Strahovski bildiğin çirkin. Yani kabul ediyorum, kadın taş ötesi ve çok hoş falan, ama çirkin işte.
  • Eskiden okulda veyahut zorunlu olarak bulunduğum ortamlarda kimseyle muhattap olmayarak cool'luğumu daha yüksek noktalara çıkarabileceğimi düşünürdüm. Ve fakat gördüm ki, bu uzun vadede insana daha zararlı olabiliyor ve bu da cool'lukta düşüşe sebep olabilir. Yapılması daha uygun olan şey ilelebet takılınabilecek uygun kişileri bulmak ve onlarla takılırken(tabi öyle biz ayrılamayız modunda değil dostum) kalan kişileri aşağılamak. 
  • The XX cidden çok iyi, ama LANET OLSUN ÇOK EMO'LAR.
  • Yeter şimdilik.

    25 Eylül 2010 Cumartesi

    Amlar kurur, sevgiler kurumaz bi ömür.

    Böyle laf mı olur ya çok komik ehe.

    19 yıl. Tam 19 yıl boyunca kitapta da söylendiği üzre varolmanın dayanılmaz hafifliğiyle yaşadım.  Net olarak süreyi verebiliyorum. Tüy gibiydim gerçekten de. 3 yıl oldu, sorumluluğun ağırlığını üzerimde hissetmeye başlayalı.  Neredeyse fiziksel bir baskı bu, omuzlarımdan aşağı doğru bastırıp nefesimi kestiğini hissediyorum. (3, 1, ve 9 rakamları, 31’le 9’u topla 40 yapar.) 

    O kadar absürd bir çelişki var ki, kahkaha attırıcı bir çelişki. Şöyle anlatmaya başlayayım, temel unsurlardan gidelim.

    Mutlu olmak için iç huzuruna sahip olmak gerekir. Bu doğru, en azından benim için. Peki.

    İnsanın iç huzuruna sahip olabilmesi için kendisini sevmesi ve kendisine değer vermesi şarttır. Bu önerme de yeterince doğru görünüyor.

    İnsan, kendisine biçtiği değeri toplumun ya da çevresinin ona biçtiği değer üzerinden belirler.

    Devam ediyorum. Toplum, insanlara değer biçerken; kişinin kazandığı para, sahip olduğu güç miktarı ve biraz da sahip olduğu entelektüel, teknik vs. birikim gibi somut verileri dikkate alır. Bu da doğru. Bu yüzden de daha çok para kazanmak, daha fazla güç ve birikim edinmek için çabalıyoruz biz insanlar.

    Bunu bir köşeye koyduktan sonra, soracağım soru şu ki, daha çok çalışmamıza temel olan bu sebepler bir şekilde ortadan kalksaydı kim böyle deli sikmiş gibi çalışırdı? Cevap veriyorum: Kimse. Evet, doğru cevap, bravo.

    O vakit biz aslında istemediğimiz kadar çok çalışıyoruz. İstemediğimiz şeyleri yapmak bizi mutsuz eder.
    Kendimizi güvence altına almak için çalışıyoruz. Bizden daha aptallar, yeteneksizler ya da daha şanssızlar gibi bokun alt katmanlarında kalmamak için çalışıyoruz. E evet, bildiğimiz doğal seleksiyon işte.Doğadaki hayvanlar da çok mutlu takılmıyorlar sanki, evcil olanlar mutlu ama.

    Sorumluluğun ağırlığını bir köşeye bırakıp birkaç yıl takılmaya karar versek; kendi hayatına bizim kendimizinkine verdiğimiz kadar değer vermediğinden, yıllarını köpek gibi çalışarak harcamaya hazır bir dürzünün üstümüzden atlayarak aslında bizim olabileceğimiz noktaya koşaradım ilerleyeceğini biliyoruz. Okuldaki interaktif kayıt mevzuu gibi işte. Bok varmış gibi dersleri ilk kapmaya çalışan insancıklar tiksinti verici. Ama tiksindiğimiz insanlar gibi davranmazsak, cool olduğumuzla kalıyor ve daha da mutsuz oluyoruz ders alamadığımız için. Çünkü soktuğumun derslerini almak lazım, başka türlü okul bitmiyor.

    Aslında istemediğimiz kadar çalıştığımız gerçeğine dönelim.

    İstemediğimiz kadar çok çalışmak bizi mutsuz eder, burası doğru. Ama, toplumun gözünde, ulaşabileceğimiz maksimum değere ulaşamamak da bizi mutsuz eder. Ve bu ikisi ters orantılı işliyor işte amk.

    Mesele sadece çalışmakla ilgili de değil :( [Kitaplarda da kullanılmalı bu smiley'ler bence. Betimleme kasacağına, ne güzel. Yaşar Kemal bunları kullansa İnce Memed 150 sayfa falan olurdu.]  Aşk meseleleri, karşılanmayan beklentiler, sorumluluğun ağırlığı ve kasvet filtresi etkinleştirilmiş bir hayat gözlüğü.

    Bunun da ötesinde anlam arayışları var. Hayatımızı hangi yanlış sebep uğruna harcamalıyız? Hangi erdemi, kavramı vs. daha değerli olarak nitelemeliyiz?

    İç huzuruna kavuşmak için illa kendimizi(zihnimizi) bir kabuğa hapsetmemiz ya da kendimizi kandırmamız mı gerekiyor? Sergen Yalçın nasıl bu kadar rahat bir adam olabiliyor? Ne çok soru.
    her türlü...

    Akılcılığın ulaşabildiği en uç noktanın hiçlik olması da pekala komik bir şey. Ve fekat, buhranlı günlerden geçiyor olabiliriz, bu  sadece insanca. 

    Söyledikleri şey yaklaşık olarak aynı. Samuel daha çok karı götürmüştür ayrıca, ama Beckett'lerden çok Douglas Adams'lar lazım sanki.

    İstemediğimiz kadar çok çalışmanın ve diğer birtakım şeylerin mutsuz olmamıza sebebiyet verebileceği tespitiyle düşün hayatınızda yeni bir sayfa açtığım bu yazının sonuna geldim sanırım.