14 Nisan 2011 Perşembe

Merhaba,

Olabildiğince çok şey hissetmek gerekiyor. Çok şey yapmak mesele değil.

Tunç gerizekalısı, sevdiğim birkaç insandan birisin ve ölmezsen sevinirim.

Nolursa olsun elimden geleni yapacağım. Çünkü savrulmaya başlamak biraz korkutucu. İnsan en azından kaderini elinde tutmaya çalışmalı.

1 yıldan fazladır. O sıkılarak okuduğum roman sürekli takılıyor aklıma. Kişinin hayattaki amacının, dünyadaki tüm limanların resmini yapıp, bu resimlerin yapbozlarını yaptırıp, yapbozları çözmeyi başardıktan sonra da onları hiç var olmamışlarcasına yok etmek olması oldukça yerinde. Düşündüğüm zaman "Şunu yapmak daha yerinde olur." diyebileceğim bir şey bulamıyorum. Sonra, bir dönem okula gelip sonra kimsenin haberini alamadığı üniversite öğrencisi geldi aklıma şimdi.

Kitabın güzelliği, yaşam mekaniğinin özünü sunabilmesiydi.(Kötülüğü ise dairelerdeki her bir siki uzun uzun betimlemesiydi.)  Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği de tam bu yüzden güzeldi diye düşünüyorum(ben).

Bence; insanların sonsuza dek yaşayacakmış gibi hayatlarına devam etmeleri, daha sonra sarsıcı bir şey olması(ölüm, hastalık ya da hayatın akışını değiştirecek diğer şeyler) ve dünyanın bütün bu sarsıcı şeyler sonucu durmaması, gayet normal dönmesi kadar çarpıcı bir şey yok. Ben etkileniyorum bunu düşündüğüm zaman :)

Yaşam ya da ne bileyim dünya melankolik de değil, neşeli de değil, nötr.

Ayrıca, bence bu Survivor Taner'e laf edenler Taner'den daha mal çok bariz. Masterchef'deki Batuhan Chef de gayet süper bir insan.

1 yorum:

Kerem dedi ki...

İlk 2 cümleye yürekten katılıyorum Buğracım.