Bugra Eymer kardesimiz gayet guzel bir yazi yazmis. Onu takdir edelim arkadaslar. Birkac gundur modum dusuk oldugu icin usenip yazmadim; ama ben de picin yazisina kisa bir cevap yazmak istiyorum. Bu hayatta piclerin hakkini vermezseniz nerede olursaniz olun bir gun ruyalarinizda bulurlar sizi.
Neyse simdi baska seylerden bahsetmek istiyorum. Mesela country muzik. Country dinlemeyerek buyuk olasilikla cok fazla sey kacirmadigimizi dusunuyorum. Aksine postmodern kapitalist dunyanin copluk reklamlari ve propagandarinin kusatmasi altindaki zihinlerimizin kapilarini ne kadar az seye acarsak o kadar iyi. Bu konuda elbette klasik muzigi tek gecerim (bunun sebeplerini ayri bir yazida inceleyebiliriz).
Yine de bir seferlik istisna yapip (evet soyadi ne kadar guzel olsa da Taylor Swift dinlemeyecegiz) Johnny Cash dinlemeye cagiriyorum sizi. Tok sesli insanlara saygi duyma egilimim bilincsizce yuksek olsa da Johnny Cash beginimi yalnizca bilincalti gay egilimlerimle aciklayamayiz. Hayati, her zaman ozgur durusu, ve trajedileriyle ilginc bir adam Cash.
Dinleyin iste:
18 Kasım 2012 Pazar
16 Kasım 2012 Cuma
15 Kasım 2012 Perşembe
Tüketici Davranislari ve Yabancilasma
Kerem Kilic daha önce bir yazisinda duygusal iliskileri Ekonomi 101 arz-talep iliskisi cercevesinde ele aldigimi söylemisti. Bunun sebebi, iktisat konusundaki bilgimin lisans sirasinda non-technical elective olarak aldigim Introduction to Economics ve iktisatla ilgili konulara dolayli olarak deginen birkac kitapla sinirli olmasi. Sonuc olarak cok progresif argümanlar öne süremeyecegim icin önceden özür diliyorum.
Varolan en önemli problemimiz olan, hayatimizi ne icin ve ne sekilde harcamaliyiz sorusuna yine yeniden dönüyorum. Öyle görünüyor ki insanlar toplumsal hiyeraside üst noktaya gelmeyi oldukca fazla önemsiyor. Artik nispeten genis bir kitle ayni peyniri ve buzdolabini alabiliyor ama bu siniflar arasi ayrimin yok oldugu anlamina gelmiyor. "Iki uc toplumsal kategori arasindaki farklilastirici harcamalar göstergelerinde, isciler/yönetici kadrolarda calisanlar ayrimi zorunlu mallar icin 1:1.35 iken, bu ayrim konut donatimi icin 1:2.45, ulasim icin 1:3.05, bos zaman etkinlikleri icin 1:3.9'dur."*
Sistem, siniflar arasi ayrimi yaratacak aygitlari her zaman olusturuyor, kapitalizm-komünizm ile ilgili bir mesele degil bu. Elemanin biri farkli sirketler görmenin yararli olacagini, onun icin stajini surada yaptiktan sonra tezini beriki yerde yapacagini anlatiyor yarim saat. "Neden anlatiyorsun bana amana yarraami soktugum?" demek istiyorum, "You're right." diyorum. Diger bir kisi gittigi soft-skill seminerinde neler yaptigini anlatiyor. Asagilamak istiyorum, "Oh, cool." diyorum. Baska bir kisi derste benden bile daha az miktarda anladigi barizken, sacma sapan sorular sormaya devam etmekten kacinmiyor. "O kadar merak ediyor olsaydin, kitaba bir bakardin, di mi?" demek istiyorum. Onun yerine not tuttugum deftere "Cok mutsuzum." falan yaziyorum renkli kalemlerle ehe, sonra da eve gidip bilgisayar oynuyorum.
Özetle, herkes kendini farkli bir noktada konumlandirmaya calisiyor. Mesela gecen gün muhabbet ederkene biri, "Almanya Baskani'nin adi ne?" diye sordu.(Aklinca teste tabi tutuyor beni pezevenk.) Cünkü, o biri de nispeten yüksek siniftan birinin politikayla ilgilenmesi gerektigini düsünüyor. Zerre sikimde degil Almanya Baskani(ya da siyaset). "Some guy." dedim.
Bir topluluk degil, ayni mekandaki bireyleriz. (Hence, yabancilasma) Onlar bir topluluk iseler de ben parcasi degilim. Fakat sanirim, insanin homo economicus olmadigini herkes kabul ediyor artik. Su ilginc mesela:
"insanoğlu gerçekten homo economicus karakteri taşıyor mu diye test etmek için bir kaç deney yapılmış. örneğin*, iki kişi arasında bir çeşit paylaşım oyunu oynanmış. bu kişilere a ve b diyelim. a kişisine 10 ytl veriyoruz ve bunu b kişisi ile kendisi arasında istediği oranda dağıtmasını istiyoruz. fakat her iki kişinin para alabilmesi için, b kişisinin bu dağıtım oranını kabul etmesi gerek. b kişisi dağıtımı kabul ederse ikisi de payına düşen parayı alıyor. eğer b kişisi dağıtımı kabul etmezse ikisi de para alamıyor, 10 ytl kasaya geri dönüyor.
eğer a ve b kişileri gerçekten homo economicus olsalar idi, a kişisinin b kişisine 1 ytl teklif edip 9 ytl'yi kendisine ayırması, b kişisinin de bu teklifi kabul etmesi gerekirdi. zira etmez ise hiç para kazanamayacak, kabul ederse en azından 1 ytl alacak. peki pratikte ne olmuş dersiniz? pratikte, a kişileri her zaman daha adil teklifler yapmışlar. fake oyuncular tarafından kasıtlı olarak yapılan 9:1 veya 8:2 gibi teklifler ise b kişileri tarafından reddedilmiş. aynı deneyi ben çevremde de yaptım, hakikaten insanlar 9:1 gibi bir dağıtım oranını ne olursa olsun kabul etmiyorlar. hatta bir iki tanesine tokat attım, kendine gel, akıllı ol lan lavuk dedim, biraz homo economicus gibi davran, oyun teorisi, kâr maksimizasyonu dedim ama fayda etmedi. sosyologlar bu davranışın nedeninin ilkel (yüzbinlerce yıl önce) barter tüccarlarından bu yana genlerimize işlemiş adalet mefhumunun olduğunu düşünüyorlar."**
Varolan en önemli problemimiz olan, hayatimizi ne icin ve ne sekilde harcamaliyiz sorusuna yine yeniden dönüyorum. Öyle görünüyor ki insanlar toplumsal hiyeraside üst noktaya gelmeyi oldukca fazla önemsiyor. Artik nispeten genis bir kitle ayni peyniri ve buzdolabini alabiliyor ama bu siniflar arasi ayrimin yok oldugu anlamina gelmiyor. "Iki uc toplumsal kategori arasindaki farklilastirici harcamalar göstergelerinde, isciler/yönetici kadrolarda calisanlar ayrimi zorunlu mallar icin 1:1.35 iken, bu ayrim konut donatimi icin 1:2.45, ulasim icin 1:3.05, bos zaman etkinlikleri icin 1:3.9'dur."*
Sistem, siniflar arasi ayrimi yaratacak aygitlari her zaman olusturuyor, kapitalizm-komünizm ile ilgili bir mesele degil bu. Elemanin biri farkli sirketler görmenin yararli olacagini, onun icin stajini surada yaptiktan sonra tezini beriki yerde yapacagini anlatiyor yarim saat. "Neden anlatiyorsun bana amana yarraami soktugum?" demek istiyorum, "You're right." diyorum. Diger bir kisi gittigi soft-skill seminerinde neler yaptigini anlatiyor. Asagilamak istiyorum, "Oh, cool." diyorum. Baska bir kisi derste benden bile daha az miktarda anladigi barizken, sacma sapan sorular sormaya devam etmekten kacinmiyor. "O kadar merak ediyor olsaydin, kitaba bir bakardin, di mi?" demek istiyorum. Onun yerine not tuttugum deftere "Cok mutsuzum." falan yaziyorum renkli kalemlerle ehe, sonra da eve gidip bilgisayar oynuyorum.
Özetle, herkes kendini farkli bir noktada konumlandirmaya calisiyor. Mesela gecen gün muhabbet ederkene biri, "Almanya Baskani'nin adi ne?" diye sordu.(Aklinca teste tabi tutuyor beni pezevenk.) Cünkü, o biri de nispeten yüksek siniftan birinin politikayla ilgilenmesi gerektigini düsünüyor. Zerre sikimde degil Almanya Baskani(ya da siyaset). "Some guy." dedim.
Bir topluluk degil, ayni mekandaki bireyleriz. (Hence, yabancilasma) Onlar bir topluluk iseler de ben parcasi degilim. Fakat sanirim, insanin homo economicus olmadigini herkes kabul ediyor artik. Su ilginc mesela:
"insanoğlu gerçekten homo economicus karakteri taşıyor mu diye test etmek için bir kaç deney yapılmış. örneğin*, iki kişi arasında bir çeşit paylaşım oyunu oynanmış. bu kişilere a ve b diyelim. a kişisine 10 ytl veriyoruz ve bunu b kişisi ile kendisi arasında istediği oranda dağıtmasını istiyoruz. fakat her iki kişinin para alabilmesi için, b kişisinin bu dağıtım oranını kabul etmesi gerek. b kişisi dağıtımı kabul ederse ikisi de payına düşen parayı alıyor. eğer b kişisi dağıtımı kabul etmezse ikisi de para alamıyor, 10 ytl kasaya geri dönüyor.
eğer a ve b kişileri gerçekten homo economicus olsalar idi, a kişisinin b kişisine 1 ytl teklif edip 9 ytl'yi kendisine ayırması, b kişisinin de bu teklifi kabul etmesi gerekirdi. zira etmez ise hiç para kazanamayacak, kabul ederse en azından 1 ytl alacak. peki pratikte ne olmuş dersiniz? pratikte, a kişileri her zaman daha adil teklifler yapmışlar. fake oyuncular tarafından kasıtlı olarak yapılan 9:1 veya 8:2 gibi teklifler ise b kişileri tarafından reddedilmiş. aynı deneyi ben çevremde de yaptım, hakikaten insanlar 9:1 gibi bir dağıtım oranını ne olursa olsun kabul etmiyorlar. hatta bir iki tanesine tokat attım, kendine gel, akıllı ol lan lavuk dedim, biraz homo economicus gibi davran, oyun teorisi, kâr maksimizasyonu dedim ama fayda etmedi. sosyologlar bu davranışın nedeninin ilkel (yüzbinlerce yıl önce) barter tüccarlarından bu yana genlerimize işlemiş adalet mefhumunun olduğunu düşünüyorlar."**
Davranissal iktisatin verdigi bir örnege göre de günesli günlerde borsa endeksi daha büyük ihtimalle artisla kapaniyormus, cünkü insanlar günesli günlerde daha umutlu oluyor diye. Saniyorum, Kerem bu konulari cok daha iyi bilir. Ama, anafikir su ki, herkes, üzerimizde egreti duran bir giysi giydigimizin farkinda.
Kendi kendime yabancilasma tribindeyim, ama tüm cevren bunlardan olusuyorsa yapacak fazla bir sey yok. Birkac yil önce hayatimin sonuna kadar muhtemelen görüsecegim kisilerin listesini yapmistim(en iyi arkadaslar manasinda degil), 17-18 falan saymistim. Su an 5 civarinda sayiyorum.
Ceyrek asirlik cinar oldum asagi yukari, hayatimin böyle gecmemesi gerektiginden eminim.
Varolmanin dayanilmaz hafifligiyle sürmeli yasamim. Agirligimi hissetmemeliyim. Ara sira mutlu olup ara sira melankoliye kapildigim hos bir rüya gibi gecip gitmeli. Sanirim. Yane, nasil gecer bilmiyorum da, "Bu insanlar kim, ben neden buradayim?" modunda olmamam gerektigi kesin en azindan. Insanin kendine sormasi lazim, "Hayatim bir dizi olsa beni kimse izler miydi?" diye. Ya da gerek yok sormasina, bilmiyorum. Normal insanlar nerede?
* Baudrillard, J. (2010), Tüketim Toplumu, s. 63, Ayrinti Yayinlari
** http://beta.eksisozluk.com/entry/13157896
Kendi kendime yabancilasma tribindeyim, ama tüm cevren bunlardan olusuyorsa yapacak fazla bir sey yok. Birkac yil önce hayatimin sonuna kadar muhtemelen görüsecegim kisilerin listesini yapmistim(en iyi arkadaslar manasinda degil), 17-18 falan saymistim. Su an 5 civarinda sayiyorum.
Ceyrek asirlik cinar oldum asagi yukari, hayatimin böyle gecmemesi gerektiginden eminim.
Varolmanin dayanilmaz hafifligiyle sürmeli yasamim. Agirligimi hissetmemeliyim. Ara sira mutlu olup ara sira melankoliye kapildigim hos bir rüya gibi gecip gitmeli. Sanirim. Yane, nasil gecer bilmiyorum da, "Bu insanlar kim, ben neden buradayim?" modunda olmamam gerektigi kesin en azindan. Insanin kendine sormasi lazim, "Hayatim bir dizi olsa beni kimse izler miydi?" diye. Ya da gerek yok sormasina, bilmiyorum. Normal insanlar nerede?
** http://beta.eksisozluk.com/entry/13157896
1 Kasım 2012 Perşembe
Staji bitirdim. Sonra, "Oh amana yarraami soktugumun boschunu terk ediyorum." dedim, mutlu oldum. Sonra mutlulugumu paylasacagim kisilerin azligini/yoklugunu tekrar hatirlayip, üzüldüm. Pursuit of Happiness'daki Will Smith gibi eheh. Herkes öyledir herhalde. Ama yaptiklari seyleri facebook'tan ilan eden insanlar ne kadar üzücü degil mi? Ben üzülüyorum. Ilgi bekleyip bulamayan günümüz insani. Canlarim benim.
Daha sonra, Stuttgart'i terkedecegime biraz üzüldüm. Bu ilginc denebilir, cünkü bugüne kadar bir yeri terk edecegime üzülmemistim. Bu Stuttgart'a ayilip bayildigim anlamina gelmiyor. Comfort zone'umdan cikip sacma sapan yeni ortamlara girmekten yorulmaya basladigim anlamina geliyor.
Insanlarin evlenme psikolojisi de bununla paralel sanirim. Belli bir yastan sonra pata pata evleniyor insanlar. Evlenmeyenler de evlilik hakkinda konusuyorlar siklikla. Cünkü diyorlar ki, "Ölecegim, tek basima ölmemeliyim.". Ölümlülügümüze dair farkindaligimiz giderek artiyor. Hos degil. Biraz güvende hissetmek istiyoruz. Ölecek olmasak ihtiyac duymazdik böyle seylere o kadar.
Bavul hazirlamam gerekiyor. Sabah trene binmem gerekiyor. Yine. Iyrenc.
Daha sonra, Stuttgart'i terkedecegime biraz üzüldüm. Bu ilginc denebilir, cünkü bugüne kadar bir yeri terk edecegime üzülmemistim. Bu Stuttgart'a ayilip bayildigim anlamina gelmiyor. Comfort zone'umdan cikip sacma sapan yeni ortamlara girmekten yorulmaya basladigim anlamina geliyor.
Insanlarin evlenme psikolojisi de bununla paralel sanirim. Belli bir yastan sonra pata pata evleniyor insanlar. Evlenmeyenler de evlilik hakkinda konusuyorlar siklikla. Cünkü diyorlar ki, "Ölecegim, tek basima ölmemeliyim.". Ölümlülügümüze dair farkindaligimiz giderek artiyor. Hos degil. Biraz güvende hissetmek istiyoruz. Ölecek olmasak ihtiyac duymazdik böyle seylere o kadar.
Bavul hazirlamam gerekiyor. Sabah trene binmem gerekiyor. Yine. Iyrenc.
19 Ekim 2012 Cuma
Bertrand Russell
Throughout the well-to-do classes, therefore, there is nothing to mitigate the bare undiluted fight for financial success.
From quite early years American boys feel that this is the only thing that matters, and do not wish to be bothered with any kind of education that is devoid of pecuniary value. Education used to be conceived very largely as a training in the capacity for enjoyment-enjoyment, I mean, of those more delicate kinds that are not open to wholly uncultivated people. In the eighteenth century it was one of the marks of a "gentleman" to take a discriminating pleasure in literature, pictures, and music. We nowadays may disagree with his taste, but it was at least genuine. The rich man of the present day tends to be of quite a different type. He never reads. If he is creating a picture gallery with a view to enhancing his fame, he relies upon experts to choose his pictures; the pleasure that he derives from them is not the pleasure of looking at them, but the pleasure of preventing some other rich man from having them. In regard to music, if he happens to be a Jew, he may have genuine appreciation; if not, he will be as uncultivated as he is in regard to the other arts. The result of all this is that he does not know what to do with leisure. As he gets richer and richer it becomes easier and easier to make money, until at last five minutes a day will bring him more than he knows how to spend. The poor man is thus left at a loose end as a result of his success. This must inevitably be the case so long as success itself is represented as the purpose of life. Unless a man has been taught what to do with success after getting it, the achievement of it must inevitably leave him a prey to boredom.
16 Ekim 2012 Salı
Facebook'ta statusuna mal mal şeyler yazan mallar olur ya, uzaktan arkadassindir, ancak yolda görsen falan konusursun. Benim karsilastigim ecnebilerin cogu öyle insanlarmis gibi geliyor bana. Ki karsilastigim ecnebiler akademik basarisi yüksek sahislar. Tanistigim yabancilarin %83'ü gerizekali diyebilirim. Demek istedigim sey, IQ'larinin düsük olmasi degil(obviously), ama they're missing dimensions. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Ve fakat yurt disinda tanistigim Türklerin de büyük kismi gerizekali. Sanirim, insan belli bir yerde uzun yillar yasayip sosyal cevresini olusturdugunda, gerizekaliliklara daha az maruz kaldigindan, dünyada daha az gerizekali oldugu yanilgisina kapiliyor.
Sakso cekmek deyimi Clinton öncesi var miydi acaba? Dilimize o kadar dogal bir sekilde yerlesmis gibi geliyor ki.
Cok güzel bir atasözü ögrendim: Dügüne herkes gider, ama yarragi bir tek gelin yer.
Edit: Bir tane daha ögrendim. Bir amin hatri dagi tasi yatiri.(ege sivesiyle)
Bu post'u Türkce karakterlerle yazmaya calistim, basim döndü. Özür dilerim.
Hizli konusan insanlar hosuma gidiyor.
Blonde Redhead'le kafayi bozdum. Daha önceden de biliyordum, ama sadece birkac ünlü sarkilarini dinliyordum ve sanki tüm albümlerinin güzel olmasi mümkün degilmis gibi geliyordu. Yanilmisim. Kazu Makino cok seksi bir de ya, yok böyle bisey, aksani, tavirlari, göz alti torbalari, sarki söylerken dans edisi... Ilk kez bu kadar seksi cekik gözlü görüyorum. Onu da daha önce de görmüstüm ve aklimdan hicbir sey gecmemisti. Nasil kacirmisim bilemiyorum. 43 yasinda tas gibi. Italyan abiler de acayip cool, ayrica ikizler. COK ACAYIP.
Ikizler gercekten de cok ilginc bir sey ya. Özellikle birbirleriyle konusan bir cift ikiz gördügüm zaman icimi husu kapliyor, imreniyorum.
Sakalli abi davulcu. O hep böyle daha bir kenarda duruyor sanki, cool. "DRUMMERS ARE ALONE" diye bir t-shirt yaptirsam güzel olurdu. Kerem'e verirdim.
Anneme kücükken ismimin manasini sordugumda 'Güclü/kuvvetli' anlamina geldigini söylerdi. Halbuki, daha önce de belirttigim üzere ismimin manasi 'Tek hörgüclü erkek deve'. Bu durum, ben büyürken maruz kaldigim psikoloji üzerine güzel bir örnek olsa gerek. Ne cikarimlar yapmaliyim bilmiyorum.
Bosch'ta staj yapiyorum ya. Sirketten cikip otobüse yetismeye calisan beslerce insan görüyorum takim elbiseleri icinde(onlarca derdim de biraz fazla olacakti ehe). Ve tiksiniyorum. Bence bu imge, corporate hayati ve insan hayatinin yok olmasini güzel bir sekilde simgeliyor. Tabi ki daha tassakli olanlarinin hepsi hususi araclariyla geliyorlar, ama cok bir fark oldugunu düsünmüyorum. Otobüse kosan zihniyetin arabasi da olacak tabi ileride, ama zihniyet degisecek degil.
Almanya hakkinda bir aydinlanma yasadim bir süre önce. O sirada aydinlandigimi hissetmistim, ama su sirada aydinlanmamin üzerinden bir miktar vakit gectiginden ayni yogunlukta hislere sahip degilim. Aydinlanmamin konusu, Almanya'nin amiyane tabiriyle yarrak gibi bir ülke olmasi. O noktaya kadar sorunun bende oldugunu ve entegre olmam gerektigini düsünüyordum. Fakat gecen gün spor salonunun soyunma odasinda üstümü degistirirken yine o sikindirik Alman radyolarindan gelen müzigi duymamla kafama dank etti bu durum. Elabore etmek gerekirse, erkeklerin tipi gercekten cok kötü. Indie ibneler diye aciklayabilirim, adama benzeyen kimse yok. Ibneler yanlis anlamasin da, maskülenite sifir yani, offensive bisey söylemis olmak istemiyorum, pardon. Örneklerle gösterecektim, ama bulamadim internette. Ikinci olarak, gercekten coook kötü müzik zevkleri var. Zevkler kisiden kisiye farklidir muhabbetine mahal vermeyecek ölcüde kötü. Önemli klasik müzik eserlerinin büyük kisminin buradan cikmis olmasi da bir muamma olsa gerek tabi. Haksizlik ediyor olabilirim, elektronik müzikten de ben anlamiyorum mesela. Belki cok acayip elektronik müzik ortamlari vardir.
En sikintili kisim da zihniyet. Hepsinin götünde tipa var sanki. Aptalca bürokrasi ve prosedürlere yapilan isin degerinden daha fazla önem veriyorlar. Ve evet basarili oluyorlar endüstride, fakat o zihniyetle kim calissa basarili olur. Sanki sürekli, evsiz, issiz kalacagim korkusuyla calisiyorlar, mutlu olabileceklerini hic tahmin etmiyorum. Eglenen insanlar görmek istediklerini de sanmiyorum. Bir eleman "2. Dünya Savasin'ndan sonra cok zor günler gecirdiler, yine o duruma gelmekten tirstiklari icin bu zihniyetteler." gibilerinden bir seyler demisti. Bilmiyorum. Bir de üzerine, hava da her zaman bok gibi tabi.
Son olarak bir Ausländer olarak hic Alman arkadasim olmadigini belirtmeliyim. Gördügüm Almanlarin coj büyük kismi yabancilarla takilmak istemiyor. Iyi Almanca konusup Germanize olursan konusuyorlar, ama ondan önce degil. Bu her yerde böyledir denebilecek bir durum oldugunu düsünmüyorum. Cünkü gayet enternasyonel ortamlarda da bu durum devam ediyor.
Sevdigim seyleri saymak gerekirse, hamur islerinin bazilari cok güzel. Ve tabi, Alman kizlarini gercekten cok begeniyorum. Uzun boylu, uzun bacakli ve genis omuzlular. Ama beni sikmiyorlar, indie ibneleri sikiyorlar. O yüzden bu durum da irrelevant olsa gerek.
Ve fakat yurt disinda tanistigim Türklerin de büyük kismi gerizekali. Sanirim, insan belli bir yerde uzun yillar yasayip sosyal cevresini olusturdugunda, gerizekaliliklara daha az maruz kaldigindan, dünyada daha az gerizekali oldugu yanilgisina kapiliyor.
Sakso cekmek deyimi Clinton öncesi var miydi acaba? Dilimize o kadar dogal bir sekilde yerlesmis gibi geliyor ki.
Cok güzel bir atasözü ögrendim: Dügüne herkes gider, ama yarragi bir tek gelin yer.
Edit: Bir tane daha ögrendim. Bir amin hatri dagi tasi yatiri.(ege sivesiyle)
Bu post'u Türkce karakterlerle yazmaya calistim, basim döndü. Özür dilerim.
Hizli konusan insanlar hosuma gidiyor.
Blonde Redhead'le kafayi bozdum. Daha önceden de biliyordum, ama sadece birkac ünlü sarkilarini dinliyordum ve sanki tüm albümlerinin güzel olmasi mümkün degilmis gibi geliyordu. Yanilmisim. Kazu Makino cok seksi bir de ya, yok böyle bisey, aksani, tavirlari, göz alti torbalari, sarki söylerken dans edisi... Ilk kez bu kadar seksi cekik gözlü görüyorum. Onu da daha önce de görmüstüm ve aklimdan hicbir sey gecmemisti. Nasil kacirmisim bilemiyorum. 43 yasinda tas gibi. Italyan abiler de acayip cool, ayrica ikizler. COK ACAYIP.
Ikizler gercekten de cok ilginc bir sey ya. Özellikle birbirleriyle konusan bir cift ikiz gördügüm zaman icimi husu kapliyor, imreniyorum.
Sakalli abi davulcu. O hep böyle daha bir kenarda duruyor sanki, cool. "DRUMMERS ARE ALONE" diye bir t-shirt yaptirsam güzel olurdu. Kerem'e verirdim.
Bosch'ta staj yapiyorum ya. Sirketten cikip otobüse yetismeye calisan beslerce insan görüyorum takim elbiseleri icinde(onlarca derdim de biraz fazla olacakti ehe). Ve tiksiniyorum. Bence bu imge, corporate hayati ve insan hayatinin yok olmasini güzel bir sekilde simgeliyor. Tabi ki daha tassakli olanlarinin hepsi hususi araclariyla geliyorlar, ama cok bir fark oldugunu düsünmüyorum. Otobüse kosan zihniyetin arabasi da olacak tabi ileride, ama zihniyet degisecek degil.
Almanya hakkinda bir aydinlanma yasadim bir süre önce. O sirada aydinlandigimi hissetmistim, ama su sirada aydinlanmamin üzerinden bir miktar vakit gectiginden ayni yogunlukta hislere sahip degilim. Aydinlanmamin konusu, Almanya'nin amiyane tabiriyle yarrak gibi bir ülke olmasi. O noktaya kadar sorunun bende oldugunu ve entegre olmam gerektigini düsünüyordum. Fakat gecen gün spor salonunun soyunma odasinda üstümü degistirirken yine o sikindirik Alman radyolarindan gelen müzigi duymamla kafama dank etti bu durum. Elabore etmek gerekirse, erkeklerin tipi gercekten cok kötü. Indie ibneler diye aciklayabilirim, adama benzeyen kimse yok. Ibneler yanlis anlamasin da, maskülenite sifir yani, offensive bisey söylemis olmak istemiyorum, pardon. Örneklerle gösterecektim, ama bulamadim internette. Ikinci olarak, gercekten coook kötü müzik zevkleri var. Zevkler kisiden kisiye farklidir muhabbetine mahal vermeyecek ölcüde kötü. Önemli klasik müzik eserlerinin büyük kisminin buradan cikmis olmasi da bir muamma olsa gerek tabi. Haksizlik ediyor olabilirim, elektronik müzikten de ben anlamiyorum mesela. Belki cok acayip elektronik müzik ortamlari vardir.
En sikintili kisim da zihniyet. Hepsinin götünde tipa var sanki. Aptalca bürokrasi ve prosedürlere yapilan isin degerinden daha fazla önem veriyorlar. Ve evet basarili oluyorlar endüstride, fakat o zihniyetle kim calissa basarili olur. Sanki sürekli, evsiz, issiz kalacagim korkusuyla calisiyorlar, mutlu olabileceklerini hic tahmin etmiyorum. Eglenen insanlar görmek istediklerini de sanmiyorum. Bir eleman "2. Dünya Savasin'ndan sonra cok zor günler gecirdiler, yine o duruma gelmekten tirstiklari icin bu zihniyetteler." gibilerinden bir seyler demisti. Bilmiyorum. Bir de üzerine, hava da her zaman bok gibi tabi.
Son olarak bir Ausländer olarak hic Alman arkadasim olmadigini belirtmeliyim. Gördügüm Almanlarin coj büyük kismi yabancilarla takilmak istemiyor. Iyi Almanca konusup Germanize olursan konusuyorlar, ama ondan önce degil. Bu her yerde böyledir denebilecek bir durum oldugunu düsünmüyorum. Cünkü gayet enternasyonel ortamlarda da bu durum devam ediyor.
Sevdigim seyleri saymak gerekirse, hamur islerinin bazilari cok güzel. Ve tabi, Alman kizlarini gercekten cok begeniyorum. Uzun boylu, uzun bacakli ve genis omuzlular. Ama beni sikmiyorlar, indie ibneleri sikiyorlar. O yüzden bu durum da irrelevant olsa gerek.
SU VÜCUDA BAKAR MISINIZ YA!!?
30 Eylül 2012 Pazar
soL gazetesi cikiyor
Aliskanliklarinizi degistirecek, sisteme karsi durusunuzun sesi olacak gunluk gazete soL yarin cikiyor.
soL okuyunuz ve okutunuz.
27 Eylül 2012 Perşembe
Kusursuz olmak için kıçımı yırtıyorum. Her girdiğim dalda en iyilerden olayım diye uğraşıyorum. Her verilen işi en iyi yapmaya çalışıyorum. Tüm kötü, uç özelliklerimi törpülemeye çalışıp kusursuz bir arkadaş, evlat, sevgili olmaya çalışıyorum. Kusursuz bir insan olmaya çalışıyorum.
Bununla gurur duymuyorum ama. Büyük olasılıkla çocukluğumdan gelen bir tür yeterince takdir edilmemekten olan özgüven eksikliği bu, eminim. Neden kusursuz olmak zorundayız ki? Kandırmacalı bir soruydu bu, dğeiliz aslında. Sikerim.
Şu tiplerden deli tiksiniyorum, eğer onlardan biriyseniz....alının işte amk:
Bununla gurur duymuyorum ama. Büyük olasılıkla çocukluğumdan gelen bir tür yeterince takdir edilmemekten olan özgüven eksikliği bu, eminim. Neden kusursuz olmak zorundayız ki? Kandırmacalı bir soruydu bu, dğeiliz aslında. Sikerim.
Şu tiplerden deli tiksiniyorum, eğer onlardan biriyseniz....alının işte amk:
- günlük futbola takıntılı, man kafa fanatikler. her derbi sonrası twitter, facebook'u aptal mesajlarıyla dolduran moronlar,
- yemek, içmek, uyumak, sıçmak dışında kalan gününün %60'ı şikayet etmekle geçen; ama hayatını iyileştirmek için saçının telini oynatmayan embesiller. ya cesur olup memnun olmadığınız şeyleri değiştirmek için bir şey yapın, ya da kapatın çenenizi. hayat kimseye kolay değil
- küfürlü konuşan kızlar. olayınız ne sizin ya? size erkekler kafa kızlardan hoşlanır diyenler bunu kastetmemişlerdi eminim
- kısa kollu gömlek giyen erkekler. evet kısa kollu gömlekler çok tatlı....eğer 15 yaşından küçükseniz. ulan eşek kadar olup çocuk gibi bol kollu kısa gömlekler giyiyorsunuz. hele onları giyip işe gidenleri direk doğramak istiyorum
- ingilizce tweet atanlar. olm sizin olayınız nedir? 3-5 ay erasmus yapıp gelen tipler bile bir ingilizce tweet olayında. hayır romantizm, hüzün falan ifade etcekseniz türkçe de çok güzel sözler var, türküler arbesk şarkılar falan var.
Of neyse gün içi irinimi akıttım biraz. Akşam Berlin Filarmoni konserine gidip iyice rehabilite olmayı planlıyorum. Hadi eyvallah
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

