4 Nisan 2014 Cuma
Üzülmeden Nasil Yasariz?
Birkac dogru insan bulup onlari hic birakmayarak. Toplumdan izole olarak. Sizi üzebilecek insanlari sizi üzmeye gücü yetecek konumlarda bulundurmayarak.
22 Şubat 2014 Cumartesi
Her An Yüksek Enerjide Nasil Kalinir?
Hicbir sey önemli degil. Enerjini kullan. Metal dinle. Kizlara bak. Umursama. Temiz havayi icine cek. Aptal esprilere kahkaha at. Gariplikleri takdir et. Dans et. Tumblr ve televizyona fazla takilma. Manyak gibi antreman yap. Zorlayici kitaplar oku. Sacmaliklara öfkelen. Umutsuzluklarin üzerine düsünme. Senin zamanin, dünyanin sahibisin <3
20 Şubat 2014 Perşembe
ööö
Iliskiler, iliskiler, sürekli iliskiler üzerine düsünüyorum. Genel insan iliskileri üzerine. Mrs. Ramsay gibi insanlari biraraya getirmek istiyorum. Bireyselligi kollektiviteye dönüstürmek istiyorum. Iki insanin bir arada kalmasi neden bu kadar zor? Insanlar nasil bu kadar farkli diller konusuyor? Ne oluyor ki biri seni daha cok seviyor ya da daha az seviyor? Önce insanlar beni sevsin istiyorum diye düsündüm. Aslinda asil istedigim insanlarin birbirlerinin olduklari kisilerin gercekten farkinda olmalari. Sanki güc iliskilerini bir kenara biraktigimiz zaman kimse kimseyi sallamiyor. Tutarlilik bir iliskiden umabileceginiz en önemli sey sanirim.
15 Şubat 2014 Cumartesi
Bu yilki sevgililer günü resolutionim su:
Bir süre, Schopenhauer'in tanimladigi cinsel sevgi üzerine düsünmeyecegim. Kendi ask hayatimdan bahsetmiyorum sadece, genel olarak bu kavramin oldugu seyleri sktiret. Baska konulari düsünecegim.
Mesela dili birbirimizle iletisim kurmak icin ne sekillerde kullandigimiz üzerine ya da kürek üzerine ya da farkli insan tipleri ve kimlerden uzak durulmali kiminle mesafeli olunmali kiminle samimi olunmali gibi sorular üzerine ya da zamanlama ve ritim üzerine ya da ögle uykularinin sessizligi üzerine ya da adalet ve özgürlügün catismasi üzerine sehirlerin karakterleri üzerine ya da cinsiyetler arasi güc iliskileri üzerine ya da Abba üzerine ya da aileden ögrenilen iliski kurma paternlerinin devam ettirilmesi üzerine ya da sürdürülebilir bir yasam saglayan etmenler üzerine ya da zamanin durdugu güney sehirlerinin günesli ögle vakitleri üzerine ya da ya da mutlu olmak icin aslinda hicbir kosul gerekmemesi üzerine ya da görünmek ve olmak arasinda hicbir fark olmamasi üzerine ya da mere "anxiety" as Heidegger says, is at the source of everything ya da everything begins with consciousness and nothing is worth anything except through it falan falan falan.
"I conclude that all is well."
"I learn that there is no superhuman happiness, no eternity outside the sweep of days."
Mesela dili birbirimizle iletisim kurmak icin ne sekillerde kullandigimiz üzerine ya da kürek üzerine ya da farkli insan tipleri ve kimlerden uzak durulmali kiminle mesafeli olunmali kiminle samimi olunmali gibi sorular üzerine ya da zamanlama ve ritim üzerine ya da ögle uykularinin sessizligi üzerine ya da adalet ve özgürlügün catismasi üzerine sehirlerin karakterleri üzerine ya da cinsiyetler arasi güc iliskileri üzerine ya da Abba üzerine ya da aileden ögrenilen iliski kurma paternlerinin devam ettirilmesi üzerine ya da sürdürülebilir bir yasam saglayan etmenler üzerine ya da zamanin durdugu güney sehirlerinin günesli ögle vakitleri üzerine ya da ya da mutlu olmak icin aslinda hicbir kosul gerekmemesi üzerine ya da görünmek ve olmak arasinda hicbir fark olmamasi üzerine ya da mere "anxiety" as Heidegger says, is at the source of everything ya da everything begins with consciousness and nothing is worth anything except through it falan falan falan.
"I conclude that all is well."
"I learn that there is no superhuman happiness, no eternity outside the sweep of days."
11 Şubat 2014 Salı
Bir yaratimda bulunmak istedim hep. Diger alanlarda fazla yetenegim olmadigindan bir kitap yazmayi hedefledim. Zaten, yetenekten ziyade neye merakli olundugu önemli. Insanlarin birbirleri ile etkilesimleri, sevgi-baglilik gibi kavramlarin gecerlilik limitleri, hayatin isleyis mekanizmalari ve hayatin gercekten yasamaya deger olup olmadigi sorusu ilgimi ceken seyler. Ve bu konulara gercekten ilgi duyan biri yaratimini ancak bir kitap ile maddilestirebilir. Diger sanat dallari edebiyata nazaran cok daha tüketilebilir alanlar. Iyi edebiyat ise her zaman kisiliginize bir arti deger katar, yeni bir aci gösterir.
Öte yandan herhangi bir sey yaratmanin ne manasi var? Yaratimin degeri ne? Amac insanlarin begenisi olamaz. En iyi ihtimalle bile 100 - 200 yil icinde kimse yaratilan eseri hatirlamayacak. Bu konu üzerine düsündüm. Belki de bir edebiyat eseri yaratmanin yarari insana kendi fikirlerini maddilestirme firsati tanimasidir. Eser ortaya cikana kadar insanin düsünceleri bir tür hayalden ibaret, agirligi yok. Eser olustuktan sonra ise fikirler varlik kazaniyor ve kisiye de yön veriyor. Nihayetinde insan kendini daha iyi taniyor ya da daha güzel bir ifadeyle kendini var ediyor.
Öte yandan herhangi bir sey yaratmanin ne manasi var? Yaratimin degeri ne? Amac insanlarin begenisi olamaz. En iyi ihtimalle bile 100 - 200 yil icinde kimse yaratilan eseri hatirlamayacak. Bu konu üzerine düsündüm. Belki de bir edebiyat eseri yaratmanin yarari insana kendi fikirlerini maddilestirme firsati tanimasidir. Eser ortaya cikana kadar insanin düsünceleri bir tür hayalden ibaret, agirligi yok. Eser olustuktan sonra ise fikirler varlik kazaniyor ve kisiye de yön veriyor. Nihayetinde insan kendini daha iyi taniyor ya da daha güzel bir ifadeyle kendini var ediyor.
19 Kasım 2013 Salı
Bence her daim birilerine kiyasla daha basarisiz ve daha mutsuz olacagimiza göre vaktimizi kendimizi kaybetmeye calisarak gecirebiliriz.
Bir reklam, tanittigi ürünü pazarlamaya calisirken birkac farkli bilinc düzeyinde mesajlar veriyor. Dis tabakada faydaci mesaj ürünün yapmak istediginiz is icin yararli oldugunu söylüyor. Ikinci tabakada Baudrillard'in dedigi gibi ürünü aldiginiz zaman o ürünü kullanan relatif olarak yüksek sinifa mensup hissediyorsunuz. Zizek ücüncü bir katmandan bahsediyor. Bu katmanda ise reklam müsteriye, ürünü alirsa kendini gerceklestirebilecegi mesajini veriyor.
Bunlarin hepsi belli seviyelerde dogru. Bence bunlari herkes biliyor ve kimse umursamiyor. Hayatin her alaninda oldugu gibi burada da bir piyes oynaniyor. Müsteriler kendini gerceklestirmek pesinde degiller, yine de reklam söz konusu mesaji yeterince iyi verebilmis mi diye bakiyorlar. Eger, yeterli bulmazlarsa o ürünü almiyorlar. Ürünün kendilerine katabileceklerinden ziyade, ürünün kendilerinden bagimsiz degerini bu sekilde ölcüp karar veriyorlar.
Bir reklam, tanittigi ürünü pazarlamaya calisirken birkac farkli bilinc düzeyinde mesajlar veriyor. Dis tabakada faydaci mesaj ürünün yapmak istediginiz is icin yararli oldugunu söylüyor. Ikinci tabakada Baudrillard'in dedigi gibi ürünü aldiginiz zaman o ürünü kullanan relatif olarak yüksek sinifa mensup hissediyorsunuz. Zizek ücüncü bir katmandan bahsediyor. Bu katmanda ise reklam müsteriye, ürünü alirsa kendini gerceklestirebilecegi mesajini veriyor.
Bunlarin hepsi belli seviyelerde dogru. Bence bunlari herkes biliyor ve kimse umursamiyor. Hayatin her alaninda oldugu gibi burada da bir piyes oynaniyor. Müsteriler kendini gerceklestirmek pesinde degiller, yine de reklam söz konusu mesaji yeterince iyi verebilmis mi diye bakiyorlar. Eger, yeterli bulmazlarsa o ürünü almiyorlar. Ürünün kendilerine katabileceklerinden ziyade, ürünün kendilerinden bagimsiz degerini bu sekilde ölcüp karar veriyorlar.
8 Kasım 2013 Cuma
You get freedom on condition that you don't use it
Slavoj Zizek bir konusmasinda sosyal etkilesimlerde kullanilan sahte fakat yapilmasi gereken hareketlerden bahsediyor. Örnegin: Biri zengin digeri fakir iki kisi yemege cikarlar. Hesap geldiginde, fakir olan hesabi ödemek icin gereginden fazla olmamak kaydiyla israr eder. Söz konusu durumda, aslinda iki kisi de hesabi zengin olanin ödeyeceginin farkindadir. Yine de, bir cesit adab-i muaseret kurali olarak fakir olanin ciliz bir israrda bulunmasi gerekir.
Komik buldugumdan diger bir örnegi paylasiyorum. Zizek teorik hasmi ve iyi arkadasi Judith Butler'la yasadigi bir anekdotu anlatiyor. Söyledigine göre Zizek bir keresinde Butler'a arkadasinin da kendisi gibi lezbiyen olup olmadigini sormak istemis ve arkadasca bir tavirla olmakla beraber biraz talihsiz bir sekilde soruyu "Is she also a degenerate stinking bitch like you?" seklinde artiküle etmis. Butler bir miktar bozulmus sanirim. Daha sonra Zizek, Butler'i aramis ve icten bir sekilde özür dilemis. Butler, "Slavoj, ben seni biliyorum, problem degil. Özre gerek yok." seklinde cevap vermis.
Anekdot icerisinde paradoks su: Zizek özür diledikten sonra özrü lüzumsuz addediliyor. Eger özür dilemeseydi, Butler Zizek'e kirgin kalacakti. Eger Zizek'in özrüne verilen karsilik "Özre gerek yok."tan farkli bir cümle olsaydi, bu sefer Zizek incinecekti.
Bu ve benzeri durumlarin sebebi, bence insanlarin düsünsel/sosyal iletisimlerinde ayni noktada olduklarini teyit etme ihtiyaclari ve teyit etme eylemini, iletisimlerine sanal/gecersiz davranislar eklemleyerek gerceklestiriyorlar.
****
Beraber film izlemek ya da müzik dinlemek, ortak temelimizi genisletmek icin basvurdugumuz yöntemlerden ikisi. Fakat, bana öyle geliyor ki, bir film ya da sarkidan tam manasiyla zevk aldigimiz her seferinde tek basina oluyoruz. Bahsettigim sey refleksif olarak da isliyor. Bir filmden tam manasiyla zevk aldigimizda yanimizdakinin varligini unutuyoruz, ya da yanimizdakinin varligini hissettigimiz ölcüde imgelemimizi filme yöneltemiyoruz. Konser ve sinema salonlari icin durum biraz farkli, cünkü orada kolektivizm duygusu devreye giriyor.
Komik buldugumdan diger bir örnegi paylasiyorum. Zizek teorik hasmi ve iyi arkadasi Judith Butler'la yasadigi bir anekdotu anlatiyor. Söyledigine göre Zizek bir keresinde Butler'a arkadasinin da kendisi gibi lezbiyen olup olmadigini sormak istemis ve arkadasca bir tavirla olmakla beraber biraz talihsiz bir sekilde soruyu "Is she also a degenerate stinking bitch like you?" seklinde artiküle etmis. Butler bir miktar bozulmus sanirim. Daha sonra Zizek, Butler'i aramis ve icten bir sekilde özür dilemis. Butler, "Slavoj, ben seni biliyorum, problem degil. Özre gerek yok." seklinde cevap vermis.
Anekdot icerisinde paradoks su: Zizek özür diledikten sonra özrü lüzumsuz addediliyor. Eger özür dilemeseydi, Butler Zizek'e kirgin kalacakti. Eger Zizek'in özrüne verilen karsilik "Özre gerek yok."tan farkli bir cümle olsaydi, bu sefer Zizek incinecekti.
Bu ve benzeri durumlarin sebebi, bence insanlarin düsünsel/sosyal iletisimlerinde ayni noktada olduklarini teyit etme ihtiyaclari ve teyit etme eylemini, iletisimlerine sanal/gecersiz davranislar eklemleyerek gerceklestiriyorlar.
****
Beraber film izlemek ya da müzik dinlemek, ortak temelimizi genisletmek icin basvurdugumuz yöntemlerden ikisi. Fakat, bana öyle geliyor ki, bir film ya da sarkidan tam manasiyla zevk aldigimiz her seferinde tek basina oluyoruz. Bahsettigim sey refleksif olarak da isliyor. Bir filmden tam manasiyla zevk aldigimizda yanimizdakinin varligini unutuyoruz, ya da yanimizdakinin varligini hissettigimiz ölcüde imgelemimizi filme yöneltemiyoruz. Konser ve sinema salonlari icin durum biraz farkli, cünkü orada kolektivizm duygusu devreye giriyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)