19 Haziran 2011 Pazar
İşte birkaç fikir:
Bağlanmakla ve özgür hissetmekle alakalı problemlerim var. Oldukça ileri seviyede yaşıyorum, kendimi Jean-Paul Sartre'ın Mathieu'sü ile özdeşleştiriyorum falan.(Yani tam özdeşleştirmiyorum da özdeşleştirdiğim bir dönem yaşadım.) Şu sırada okuduğum kitap gösteriyor ki, artisliğe lüzum yok, piskolojide var böyle şeyler.
Bir şeye bağlandığım takdirde, kişisel tarihimin sonuna gelinecekmiş gibi hissediyorum
Rock müziğin olayı da buymuş. Hareketsizliğe, evcimenliğe karşı bir başkaldırı. (Born to Run, Wherever I May Roam, Babe I'm Gonna Leave You gibin) Rokçular evcimenliği ruhun ölümü olarak görüyorlar. Bu doğru mu?
Aşk, eylemciliğe tahsis edilmesi gereken enerjiyi gasp eden bir sakatlayıcı mı? Dinin 21. yüzyıldaki muadili mi? Bu önermeler kesinlikle abartılı bence, ama üzerine bir düşünmek lazım.
"Aşk, seks, hayatı birileriyle paylaşma gibi şeylerin hepsinin gerçekte bir hayli müphem olduğuna bir şekilde inanıyorum." demiş Morrissey - hiç sevmem gerçi. "Kendi başına kalmanız çok daha yoğun duygular doğurabilir. Bu tatminsizlik haline hiçbir şeyin müdahale etmesini istemiyorum." Doğru söylemiş pezevenk, ama ben sürekli olarak böyle bir hayat yaşamak istemem.
Kitapta diyor ki: "Robert Bly'a göre, erkeklerin sorunları kadınlarla, bilhassa anneleriyle çok güçlü bir tarzda özdeşleşmelerinden kaynaklanır. Bu sorunları halletmek için Yüce Anneyi tepip İblis'le özdeşleşmeleri gerekir."
Annesine düşkün erkeklerin settle down olayına girmeye pek bir meraklı olduğu aşikar.
Piki, bu bağlanmak istememe problemi bir problem mi? Olabilir, bilmiyorum. Ama yane, bağlanmak kelime anlamı olarak da oldukça rahatsızlık verici geliyor kulağa; daha fazla konfor için birilerini nesne olarak kullanmak gibi, duygularla alakası yok, içgüdüsel bir pragmatizm.
Dünya, hala erkeklerin dünyası. Kadınların daha etken rollerde olması gerekiyor ve özgürleşmeleri. Sosyal evrim süreci, yetiştirilme şekilleri, çocuk doğurma rolü vs. bunu nasıl olanaklı kılar bilmiyorum. Ya da düşündüğümden daha etken bir konumdalar da ben mi bilmiyorum, hiçbir şey de okumadım bu konuda.
Tunç malı için:
"Yüksek hızın etkisi, öznenin herhangi bir uzamsal-zamansal bağlamdan biteviye kaçırılması olarak ifade edilebilir. Saf hızın yüceltilmesi ego'nun çözülmesi kadar, benliğin hipererkeksi bir tarzda ortaya koyuluşudur. Kabarıp akma dürtüsü ile karışıp birleşme dürtüsü, kasıp kavuran bir okyanus duygusunda kaynaşır."
Yani:Mala vurabilirsen - bir gün -, biraz daha yavaş kullanmaya başlarsın diye umuyorum.
Bağlanmakla ve özgür hissetmekle alakalı problemlerim var. Oldukça ileri seviyede yaşıyorum, kendimi Jean-Paul Sartre'ın Mathieu'sü ile özdeşleştiriyorum falan.(Yani tam özdeşleştirmiyorum da özdeşleştirdiğim bir dönem yaşadım.) Şu sırada okuduğum kitap gösteriyor ki, artisliğe lüzum yok, piskolojide var böyle şeyler.
Bir şeye bağlandığım takdirde, kişisel tarihimin sonuna gelinecekmiş gibi hissediyorum
Rock müziğin olayı da buymuş. Hareketsizliğe, evcimenliğe karşı bir başkaldırı. (Born to Run, Wherever I May Roam, Babe I'm Gonna Leave You gibin) Rokçular evcimenliği ruhun ölümü olarak görüyorlar. Bu doğru mu?
![]() |
| Amına kodumun çelimsiz rokçuları |
"Aşk, seks, hayatı birileriyle paylaşma gibi şeylerin hepsinin gerçekte bir hayli müphem olduğuna bir şekilde inanıyorum." demiş Morrissey - hiç sevmem gerçi. "Kendi başına kalmanız çok daha yoğun duygular doğurabilir. Bu tatminsizlik haline hiçbir şeyin müdahale etmesini istemiyorum." Doğru söylemiş pezevenk, ama ben sürekli olarak böyle bir hayat yaşamak istemem.
Kitapta diyor ki: "Robert Bly'a göre, erkeklerin sorunları kadınlarla, bilhassa anneleriyle çok güçlü bir tarzda özdeşleşmelerinden kaynaklanır. Bu sorunları halletmek için Yüce Anneyi tepip İblis'le özdeşleşmeleri gerekir."
Annesine düşkün erkeklerin settle down olayına girmeye pek bir meraklı olduğu aşikar.
Piki, bu bağlanmak istememe problemi bir problem mi? Olabilir, bilmiyorum. Ama yane, bağlanmak kelime anlamı olarak da oldukça rahatsızlık verici geliyor kulağa; daha fazla konfor için birilerini nesne olarak kullanmak gibi, duygularla alakası yok, içgüdüsel bir pragmatizm.
Dünya, hala erkeklerin dünyası. Kadınların daha etken rollerde olması gerekiyor ve özgürleşmeleri. Sosyal evrim süreci, yetiştirilme şekilleri, çocuk doğurma rolü vs. bunu nasıl olanaklı kılar bilmiyorum. Ya da düşündüğümden daha etken bir konumdalar da ben mi bilmiyorum, hiçbir şey de okumadım bu konuda.
Tunç malı için:
"Yüksek hızın etkisi, öznenin herhangi bir uzamsal-zamansal bağlamdan biteviye kaçırılması olarak ifade edilebilir. Saf hızın yüceltilmesi ego'nun çözülmesi kadar, benliğin hipererkeksi bir tarzda ortaya koyuluşudur. Kabarıp akma dürtüsü ile karışıp birleşme dürtüsü, kasıp kavuran bir okyanus duygusunda kaynaşır."
Yani:Mala vurabilirsen - bir gün -, biraz daha yavaş kullanmaya başlarsın diye umuyorum.
29 Mayıs 2011 Pazar
18 Mayıs 2011 Çarşamba
"Bu bedenlerle öleceğiz. Önümde yaşadığınızı görüyorum, kardeşler, beynimin gözleriyle cesetlerinizi görüyorum. Önümde oturan bu aynı bedenler ceset sıraları olacak. Ve sizinle konuşan şu ben, işitip görüyorsunuz beni, soluduğumu ve devindiğimi görüyorsunuz; bu soluyan beden cesedimdir benim ve ben mezarımda yaşıyorum. Ölüm yeriniz için tek bir kesin şey var: Şimdi oradasınız, cesetlerinizde oturuyorsunuz; ileriye bakmayın, olduğunuz yerde öleceksiniz."
"Çoğulcu bir toplum özgürlüğünün pahasını karışıklık ve yabancılaşmayla öder."
"Kültür, dünya üstünü kaplamış olan, önceleri yok sayılan umutların, korkuların ve isteklerin büyük bulutuna bir biçim bulmaya uğraşmaktadır."
Düşününce kültür cidden çok ilginç bir olgu(ya da hede) Ortalamanın etik ve ahlak anlayışını kabullenmeye programlanıyoruz, bazı dürtülerimiz kendimizden şüphe etmemize sebep oluyor. Ya da tam tersi falan.
Afişlerde ve gazetelerde gerçek fotoğraflar yerine çizgiroman tarzı görüntüler kullanılsa güzel olabilir, değişik de olur günümüz için.
Bazen elimdeki gücü artislik yapmak için kullanmak istiyorum, ya da böyle, bir laf etmek istiyorum, çözülmesi gereken sorun boka sarsa bile cool bir şey söylemiş olayım diye, ama kendimi dizginliyorum. Dizginlemeliyim sanırım.
Bir de bugün genel olarak hayatla ilgili bir şey daha öğrendim. Ya da kabullenmeyi başardım sonunda da denebilir. Ben sevmediğim insanları silip atmayı çok severim. Sevmediğim kişilerle herhangi bir şekilde de olsa ilişkimi korumaya çalışmamın gerekmesi beni rahatsız eder. Uzun süredir bunu belli platformlarda rahatsız ola ola sürdürüyordum. Bugün sonunda dedim ki, ya gardeş dedim(kendime dedim), sevmediğin insanlarla muhattap olduğun için kendini haksızlıklara uğrayan süper bir insan olarak görüyorsun da, dedim, bu gayet normal bir şey dedim. Bi daa adam ol da sevmediğin insanlarla ilişkini sürdürmeyi gayet normal bir şey, bir hayat gerçeği olarak karşıla, dedim, herkes yapıyor lan bunu artislik yapma bebe, dedim. Adeta bir aydınlanma anı idi, ama o kadar da glamorous duygular içine girmedim yane.
Türkçe dersinde sunumumu Rene Magritte üzerine yapmak istiyorum, sunumu hazırladıktan sonra buraya da koyarım belki. Kerem ara la gardeş bir ara.
"Çoğulcu bir toplum özgürlüğünün pahasını karışıklık ve yabancılaşmayla öder."
"Kültür, dünya üstünü kaplamış olan, önceleri yok sayılan umutların, korkuların ve isteklerin büyük bulutuna bir biçim bulmaya uğraşmaktadır."
Düşününce kültür cidden çok ilginç bir olgu(ya da hede) Ortalamanın etik ve ahlak anlayışını kabullenmeye programlanıyoruz, bazı dürtülerimiz kendimizden şüphe etmemize sebep oluyor. Ya da tam tersi falan.
Afişlerde ve gazetelerde gerçek fotoğraflar yerine çizgiroman tarzı görüntüler kullanılsa güzel olabilir, değişik de olur günümüz için.
Bazen elimdeki gücü artislik yapmak için kullanmak istiyorum, ya da böyle, bir laf etmek istiyorum, çözülmesi gereken sorun boka sarsa bile cool bir şey söylemiş olayım diye, ama kendimi dizginliyorum. Dizginlemeliyim sanırım.
Bir de bugün genel olarak hayatla ilgili bir şey daha öğrendim. Ya da kabullenmeyi başardım sonunda da denebilir. Ben sevmediğim insanları silip atmayı çok severim. Sevmediğim kişilerle herhangi bir şekilde de olsa ilişkimi korumaya çalışmamın gerekmesi beni rahatsız eder. Uzun süredir bunu belli platformlarda rahatsız ola ola sürdürüyordum. Bugün sonunda dedim ki, ya gardeş dedim(kendime dedim), sevmediğin insanlarla muhattap olduğun için kendini haksızlıklara uğrayan süper bir insan olarak görüyorsun da, dedim, bu gayet normal bir şey dedim. Bi daa adam ol da sevmediğin insanlarla ilişkini sürdürmeyi gayet normal bir şey, bir hayat gerçeği olarak karşıla, dedim, herkes yapıyor lan bunu artislik yapma bebe, dedim. Adeta bir aydınlanma anı idi, ama o kadar da glamorous duygular içine girmedim yane.
Türkçe dersinde sunumumu Rene Magritte üzerine yapmak istiyorum, sunumu hazırladıktan sonra buraya da koyarım belki. Kerem ara la gardeş bir ara.
6 Mayıs 2011 Cuma
Devlet Bahçeli iyi ki var bence. R. T. Erdoğan ve Bülent Arınç falan gerçekten de çok terbiyesiz ve seviyesiz insanlar.Söyledikleri bazı şeylere ben onlar yerine utanıyorum. Kılıçdaroğlu ise biraz vasat açıkçası.
http://www.swfcabin.com/swf-files/1285011426.swf
http://www.swfcabin.com/swf-files/1285011426.swf
Youporn kapandığında sesimi çıkarmadım, o siteyi kullanmıyordum. Xvideos kapandığında sesimi çıkarmadım, Turkish arşivi beni ilgilendirmiyordu. Youjizz'i kapatmaya geldiklerinde, pornomu savunacak kimse kalmamıştı...
14 Nisan 2011 Perşembe
Merhaba,
Olabildiğince çok şey hissetmek gerekiyor. Çok şey yapmak mesele değil.
Tunç gerizekalısı, sevdiğim birkaç insandan birisin ve ölmezsen sevinirim.
Nolursa olsun elimden geleni yapacağım. Çünkü savrulmaya başlamak biraz korkutucu. İnsan en azından kaderini elinde tutmaya çalışmalı.
1 yıldan fazladır. O sıkılarak okuduğum roman sürekli takılıyor aklıma. Kişinin hayattaki amacının, dünyadaki tüm limanların resmini yapıp, bu resimlerin yapbozlarını yaptırıp, yapbozları çözmeyi başardıktan sonra da onları hiç var olmamışlarcasına yok etmek olması oldukça yerinde. Düşündüğüm zaman "Şunu yapmak daha yerinde olur." diyebileceğim bir şey bulamıyorum. Sonra, bir dönem okula gelip sonra kimsenin haberini alamadığı üniversite öğrencisi geldi aklıma şimdi.
Kitabın güzelliği, yaşam mekaniğinin özünü sunabilmesiydi.(Kötülüğü ise dairelerdeki her bir siki uzun uzun betimlemesiydi.) Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği de tam bu yüzden güzeldi diye düşünüyorum(ben).
Bence; insanların sonsuza dek yaşayacakmış gibi hayatlarına devam etmeleri, daha sonra sarsıcı bir şey olması(ölüm, hastalık ya da hayatın akışını değiştirecek diğer şeyler) ve dünyanın bütün bu sarsıcı şeyler sonucu durmaması, gayet normal dönmesi kadar çarpıcı bir şey yok. Ben etkileniyorum bunu düşündüğüm zaman :)
Yaşam ya da ne bileyim dünya melankolik de değil, neşeli de değil, nötr.
Ayrıca, bence bu Survivor Taner'e laf edenler Taner'den daha mal çok bariz. Masterchef'deki Batuhan Chef de gayet süper bir insan.
Tunç gerizekalısı, sevdiğim birkaç insandan birisin ve ölmezsen sevinirim.
Nolursa olsun elimden geleni yapacağım. Çünkü savrulmaya başlamak biraz korkutucu. İnsan en azından kaderini elinde tutmaya çalışmalı.
1 yıldan fazladır. O sıkılarak okuduğum roman sürekli takılıyor aklıma. Kişinin hayattaki amacının, dünyadaki tüm limanların resmini yapıp, bu resimlerin yapbozlarını yaptırıp, yapbozları çözmeyi başardıktan sonra da onları hiç var olmamışlarcasına yok etmek olması oldukça yerinde. Düşündüğüm zaman "Şunu yapmak daha yerinde olur." diyebileceğim bir şey bulamıyorum. Sonra, bir dönem okula gelip sonra kimsenin haberini alamadığı üniversite öğrencisi geldi aklıma şimdi.
Kitabın güzelliği, yaşam mekaniğinin özünü sunabilmesiydi.(Kötülüğü ise dairelerdeki her bir siki uzun uzun betimlemesiydi.) Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği de tam bu yüzden güzeldi diye düşünüyorum(ben).
Bence; insanların sonsuza dek yaşayacakmış gibi hayatlarına devam etmeleri, daha sonra sarsıcı bir şey olması(ölüm, hastalık ya da hayatın akışını değiştirecek diğer şeyler) ve dünyanın bütün bu sarsıcı şeyler sonucu durmaması, gayet normal dönmesi kadar çarpıcı bir şey yok. Ben etkileniyorum bunu düşündüğüm zaman :)
Yaşam ya da ne bileyim dünya melankolik de değil, neşeli de değil, nötr.
Ayrıca, bence bu Survivor Taner'e laf edenler Taner'den daha mal çok bariz. Masterchef'deki Batuhan Chef de gayet süper bir insan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


